Fotoğraf Grubumuza katılın
Doğa Grubumuza katılın
Patikatrek organizasyonları Türkü Turizm güvencesi ile yapılmaktadır.
Belge no: 3959
ALADAĞLAR DAĞCILIK UYUM KAMPI

09 Haziran 2007 Cumartesi ;  Aladağlar 1.Gün  06:00 / Sanırım saat 06.00 olmadan önce uyandım ama tüm gece koltukta binbir şekle girmeme rağmen randımanlı uyumamı sağlayabilecek yatış pozisyonu bir türlü bulamadığım için uyudum sayılır mı bilmiyorum. Tekli koltukta da otursan Transporter'ın koltuğunun elinden ancak bu kadarı geliyor demek ki. Uzaktan Hasan Dağı gözüktü ve Hasan Dağı gözden kaybolana kadar da ana muhabbet konusu olarak kalmayı başardı. 06:30'da Aksaray'da dinlenme tesisine girdik. Tüm dinlenme tesilerinde olduğu gibi burada da tuvalet 50Ykr idi. Çıkışta herkesin sırayla jetonlu masaj koltuğunu denediğini gördüm. 06:40'da buradan ayrıldık ve Niğde'ye doğru araçla yolculuğumuz devam etti.

07:00
Hasan dağı solumuzda heyvetli bir şekilde duruyordu. Aslında tek başına yalnız bir dağdı ama etrafındaki bulutların yolunu kesebilecek kadar başı yüksekte olduğu için bulutların yolunu kesip ben burdayım diyordu. Hareket eden araçta camın arkasında iyi bir kare yakalayamayacağımı bilsem de bıkmadan usanmadan fotoğraflarını çektim (07:05-07:25). Elimde en azından Hasan Dağı'nın yanından geçtik diyebileceğim fotoğraflar var.

Niğde'de terminalin yanıdaki çorbacıya kahvaltı amaçlı girdik ve  Patikatrek  İzmir ailesi olarak aile salonuna geçtik. Genelde İşkembe çorbası içildi, bir kısım da Mercimek Çorbası içti. Fiyatı 1 milyon olan çorbalar geniş tabakta maldan çalınmadan önümüze geldi ve dah da güzeli taze olan ekmek sınırsızdı. İşkembe çorbası mükemmel değildi ama hoştu. Çorbalar sıcak olarak gelmedi ama sıcak içemediğim için beni hiç rahatsız etmedi. En çok Hale şikayet etti bu durumdan. Ali Baba ise ekmeğe bayıldı, bol bol da götürdü. Çıkışta eksiği olanlar bakkallardan eksiklerini giderdiler. Tolga ile babam da mesektaşı olduğu için konu hakında az çok bilgi sahibi olduğumdan mesleği olan Mali Müşavirlik ve 12 yıllık dağcılık geçmişi üzerine konuştuk.

09:00
09:40'da Demirkazık Köyü'ndeki  Dağevi'ne vardık. Sokulupınar kamp alanına (1950m) kadar ki ulaşımızı sağlayacak olan traktörümüz şoförü Mehmet Şenol bizi beklemekteydi. Eşyalarımızı aracın arka kapısından çıkarıp traktöre yükledik. Üstüme rüzgarlığımı alarak, Oktay ile birlikte Tarktörün çamurluklarının üstünü beğendik. Kalan grup römork'a geçip yerleşti. Tuvalete gidip bir türlü gelemeyenler, Zeynel Ağabey'i sinirlendirdi çünkü hava kapalıydı ve her an yağmur yağacak gibiydi ve Zeynel Ağabey yağmura yakalanmdana çadırlarımızı kurmamızı istiyordu.

10:00

Ekip tamam olunca 10:00 gibi traktör yola çıktı ve yavaş yavaş yükselmeye başladı. Bir süre sonra girdiğimiz bozuk yolda derin bir vadiyi sağımıza alarak yol almaya devam ettik ve çok geçmeden ileride Sokulupınarı'nı gördük. 10:20 gibi çantalarımızı traktörden indirdik ve uygun kamp yerini belirleyerek çadırlarımızı hızlı bir şekilde kurmaya başladık.
İlk seferki debelenmemden sonraki bu ikinci çadır denememde çadır eşim Oktay'ın da yardımıyla çok hızlı olarak çadırımızı yağmura yakalanmadan kuruverdik. Tolga'nın bivak'ı herkesin ilk defa gördüğü bir çadır olduğu için ekibin yoğun ilgisi ile karşılaştı. Yağmur sakin başladı ama dinmeden uzun süre yağacak gibiydi, dolayısıyla ben hemen çadıra girip yerleştim.

11:00

saat 11:10'da kafamı çadırımdan çıkardığımda yağmurun hızla yağmaya devam ettiğini gördüm, galiba çadırda takılmak daha mantıklı bir ercihti. Oktay ise benim gibi düşünmüyor olsa gerek dışarıda dolanıyordu. Kıl çadıra gelsene muhabbet ediyoruz diyerek çağırması üzerine çadırdan ayrıldım (11:50). Yağmur başladığı tempoda yağmaya devam ediyordu.

12:00
12:20 gibi yağmur dindi ve fırsattan istifade hemen fotoğraf çekimi için su kenarına indim. Akarsu ve küçük şelale fotoğrafları çekmeyi çok sevdiğim için 12:40-13:10 arası bayağa fotoğraf çekip ilk set pilimi bitiriverdim ve kıl çadıra döndüm. Bu hafta sonu sizi rahat bırakmayacağım dercesine yağmur tekrar başladı. Kamp alanının ikinci grubu olan X' ler de (isimlerini hatırlayamdım şimdi, Zeynel Ağabey yardım lazım) yağmurda ıslanmış bir şekilde geldiler. Son misafirlerimiz ise Hacettepe Dağcılık kulübün 4 üyesi idi ama onların durumu daha kötüydü, çok fazla ıslanmışlardı. Muhabbet devam ediyordu ama yağmurun pek dinmeye niyetinin olmaması moralimizi bozdu ve daha fazla dayanamayarak yatmak için çadıra geçtim (13:40). Peşimden Oktay da geldi. Yol yorgunluğundan olsa gerek hemencecik uyuyuvermişiz.

14:00
Gözlerim çok uyuşuk bir şekilde açılıverdi(14:20 civarı), çadırın içi sıcacıktı, demek ki güneş doğmuş. Kendimi zorlayarak yattığım yerden doğruluverdim. Bagajdaki ayakkabılarımı ayağıma geçirip dışarı çıktım. Dışarıda hava apaçıktı, güneş tepeden parlıyordu. Hemen A-klimatizasyon yürüyüşünü yapmak için hazırlıklara başladık. Açık havadan faydalanıp biraz daha fotoğraf çekiverdim.

15:00
Çadırların başında herkes son hazırlıklarını yaparken Tolga nasıl bir taktikle zirvelerde dolaşacağının hesabını yapmaktaydı. Biz yarın için biraz hazırlık olsun, kaslarımızı hazırlayalım ve de yüksek irtifaya alışalım diye 2800m civarına yürüyecektik; Tolga da kararını Demirkazık'tan yana kullandı. Ekibin hazırlanması bitince Zeynel Ağabey öncülüğünde 15:50'de kamptan ayrılıp yürümeye başladık. Fazla geçmeden yürüyüş tırmanışa dönüştü ve küçük dere boyunca dik iki kayalığın arasından yükselmeye başladık.

16:00
Batonsun yürümeye alışık olmadığım için zorlanmaya başladım, bana yardımcı olması gerekirken köstek olmaya başlamıştı, dengede durmakta zorlanıyordum. Birara denegemi kaybetim, sağolsun Oktay kolumdan tutuverdi de birşey olmadı. Baktım olacak gibi Zeynel Ağabey'den batonsuz yürüsem deyiverdim ama bakışı hiç hoş değildi, mesajı almıştım, ne de olsa bu etkinlik boyunca patron oydu. Biraz daha takıldım ama olmuyordu, tekini Oktay'a vererek rahatladım, böyle çok daha iyiydi. Tüm hafta sonunu da tek batonla takıldım. Çok hızlı ilerlemiyorduk ama ekip daha önce görmediği bu kadar güzel bir manzara (iki yüksek kayalık, arasında ) fazla dayanamadı; herkes biryandan da fotoğraf çekebilemek için efor sarfetmeye başladı. 16:15'de küçük çapta kanyon diyebileceğim bu güzel oluşumdan çıktık ki bundan sonraki yolumuz Narpuz Vadisi boyunca çok daha hafif bir eğime sahipti. Yavaş tempo ilerlerken bir yandan da Zeynel Ağabey bölge hakkında bilgi veriyordu. 16.50'da günün en yüksek noktasını ulaştık (haritadan baktığımda 2700m civarı diyeceğim çünkü Kayacık Pınarı 2500m'de ), Zeynel Ağabey daha fazla ilerlemeye gerek olmadığını söyledi ve molamızı verdik. Atıştırmalıklar çıktı, bu arada ben de getirdiğim tripodumu grup fotoğrafını çekmek için kurabileceğim uygun noktayı aradım. Grubu topladık ve ilk günkü azami yükseklik fotoğrafımızı çekerek

17:00
17:05'de geri dönüş rotamıza geçtik. Hafif eğimli zeminden inişe geçtik ve çok geçmeden 17:20'de 2500m'deki Kayacık Pınarı'na vardık. Sular içildi, matlardaki sular tazelendi. Buradayken Tolga da Narpuz Vadisi'nden yukarı doğru yürüyordu, sesli iletiş kuruldu ve yukarıdaki su durumda hakkında Zeyenl Ağabey bilgi verdi. Uzaktan el salladık ve iki taraf da yoluna devam etti. Sakartaş tepe tarafına doğru yol almaya başladık, herkes her fırsatta fotoğraf çekiyordu. 17:30 gibi Zeynel Ağabey Demirkazık'taki o güzel akşam güneşi ile aydınlanmış yamaçlarının fotoğrafını çekti. Ben o sırda ön tarafta olduğum için geri dönmek zor geldi. Biraz daha ilerleyip ön grubu takip edince ana patikayı kaçırdığımız farkettim. Oldukça eğimli bir yamaçtan 5-7m kadar aşağı inmem gerekiyordu ve pek sevmediğim bu zeminde geri doğru düşerek kıçımın üstününe oturdum, öğrendim ki Hale'ler düşene de gülüyorlarmış, videoya bile çekilmişim neyse.

18:00
Akşam güneşinin aydınlattığı vadiyi izleyip uygun poz ararken 18:15'de 2250m'deki kamp alanımıza en yakın pınarda son molamızı verdik. Bu esnada dağların tepesindeki bulut miktarı da yok denecek kadar azdı, masmavi gözküyüne sahip dağ fotoğraflarımı bu esnada çektim. Yolun son kısımlarında Hale'nin karnı ağrımaya başlamıştı, geriden Ali Baba ile ona eşlik ederek 18:35'de kamp alanına döndük ve hemen yemek hazırlıklarına başladık. Hale yemek öncesi karın ağrısı için bir sürü enteresan şeyler (ekmek arası kimyon, naneli su, ballı su) yemek zorunda kaldı. 3 tüp+ocak, ve yemek takımına sahip iki kişi vardı. Bu etkinlik ekip genelinin ilk tecrübesi olduğundan Zeynel Ağabey dışında sadece Sadık'ın tencere seti vardı. Zeynel Ağabey bulgur pilavı yapmaya başladı, biz de makarna (soslu hem de) ve hazır çorba.

19:00
Yemekler hazır olunca tencereler ortaya alındı ve herkes ortak olan bu sofradan yedi. Köydeki tek tencereden herkesin yemek yediği çocukluk günlerim aklıma geldi, hoş bir nostaljik an oldu anlayacağınız. Yemekler havadan mı yorgunluğumuzdan mı yoksa yapanların yeteneğinden mi (Zeynel Ağabey ve Ali Baba) bilmiyorum ama gayet lezzetliydi. Yemek faslı bittikten sonra su ısıtıp (soğuk su kullanarak vücut sıcaklığını düşürmemek için dereyi kullanamadık) tencereleri yıkadım. Sadık çok kasmda dese de titiz olduğumdan olabildiğince temiz yıkamaya çalıştım. Sıra yarın kullanacağım termoslara koyacağımız sıcak suları hazırlamaya gelmişti ve 9 kişinin suyunu hazırlamak biraz zaman alan bir sürreçti. 19:50 gibi herkes çadırlara girdi çünkü hava kararmaya başlamıştı.

20:00
Ekip çadırda ertesi günün çantalarını hazırlarken biz de su işlerini bitirmeye çalışıyorduk. Çadırın dışında kalan sadece ben, Oktay ve Sadık idi. Zeynel Ağabey çadırlara girmemizi için ısrarla söylediği için işlerimizi hızlandırdık. Bizim termoslarımız da dolunca çadıra girmemek için bir neden kalmamıştı. 20:20 havada pek aydınlık kalmamıştı, biz de çadırımıza girdik ve uyku tulumuna yerleşip yarınki zorlu tırmanışımız için gerekli olacak enerjiyi toplamamızı sağlayacak uykumuza dalıverdik...



10 Haziran 2007 Cumartesi  - Aladağlar 2.Gün: Embler Zirve Denemesi

03:00
Alarm çalıyor...Bu, yorucu geçecek bir günün bizim için ilk saatleri başlıyor demek. Kalkmak lazım ama uyku tulumunun içi sıcacıkken dışarıdaki soğuk havaya girmek demek aynı zamanda da. Yapılacak birşey yok buraya uyumaya gelmedin diye kendi kendime söylenerek uyku tulumunu fermuarını açarak dışarıya çıktım. Haliyle hava gayet karanlık ama hava açık ve ay karanlığın zifiri karanlık olmasını önleyerek bir kıyak yapıyor bize. Çadır uyurken 2 kişi için gayet yeterli (bence) ama iki kişi giyinmeye çalışınca biraz dar kalıyor haliyle. Giyinme ve çantanın son kontrollerini bitirince tuvalete doğru yöneliyorum (içinde tuvalet barındıran ender kamp alanlarından biri olsa gerek Sokulupınarı). Kafamda baya para verdiğim kafa lambamla nereye gittiğimi görebiliyorum ve verdiğim parayı hakettiğini düşünerek içim rahatlıyor ama tuvalete çıkışı günün ilk ölümcül hatasını çok erkenden yapıveriyorum: çıkışta soğuk suyla ellerimi yıkıyorum! Dağda aşırı hijyene gerek yok sanırım çünkü bunu ellerimin 5dk içinde sızlamasıyla ödüyorum ve hemen eldivenlerimi giyiyorum. Dersimizi alıyoruz bu deneyimle ve fazla geçmeden eldivenin yardımı ile ellerim eski haline geri dönüyor. Evden getirdiğimiz kahvaltılıklarımı yiyoruz, ekip çay içerken çay sevmeyen ben sıcak suyumu yudumluyorum. Bu esnada termos sularımız tekrardan kaynatılıyor. Zeynel Ağabey'in uyarısı ile gözlerimizin karanlığa alışması için lambalarımızı kapatıyoruz. 03:55 karın doyurma faslı bitiyor, çantalarımızın son kontrollerini yapıyoruz.

04:00
Kamp alanının dışında Zeynel Ağabey'in yaptığı sıralamaya göre diziliyor (Zeynel Ağabey, Filiz, Hale, Sadık, Yüksel, Ali Baba, Cahit, Oktay, Yalçın) ve karanlıkta yürüyüşe geçiyoruz (1950m). Bundan sonra uzun bir süre fotoğraf çekmediğim için saatler konusunda yaklaşık değerler vereceğim. Derelerden geçerken Zeynel Ağabey ışıkla nereye bastığımızı görmemizi sağlıyor. Sakartaş Tepe'ye varmadan önceki su pınarında (2250m) sular tazeleniyor ama ben sanki hiç su içmeyecekmişim gibi günün ikinci ve ilkine göre çok daha büyük ölümcül hatsını yapıp su tazeleme olayını pas geçiyorum. Hidrasyon sistemimi çantadan hiç çıkartmadığım için olsa gerek su konusu aklımda bile değil sadece mevcut suyu yudum yudum tüketmekle meşgulüm. Su molasından sonra ağır ağır patikadan tırmanmaya devam ediyoruz. Bir önceki gükü deneyimimimden sonra yola tek batonla devam ediyorum ve halimden memnunum; bu arada Sadık ve Oktay, fırsat buldukça gece fotoğrafları çekiyorlar ki benim fotoğraf makinasını elime almak aklıma bile gelmiyor.

05:00
Patika boyunca sakin sakin tırmanışın ardından dağa geldiğimizi hatırlatan ve gün boyunca eğimin en yüksek noktaya ulaşacağı, dağın kapısı olarak düşünülerek 'Kapı' olarak adlandırıldığını düşündüğüm bölgeye varıyoruz. Eğim gerçekten de yüksek ama biz varyantlar çizerek tırmanıyoruz. Günün gerçekten efor sarfetmeye başladığımız ilk noktası burası oluyor. Ekibin durummu genel olarak iyi ama Hale zorlanmaya başlıyor sank; ekip biraz ilerledikten sonra Hale'den başlayarak dinlenme pozisyonuna giriyoruz. Hava serin olduğu için normal tempoda terlememizin sorunu yokken bu sık beklemeler bizim için soğukla haşır neşir olup üşüme anlamına geldiği için sakıncalı bir durum doğuruyor. Zeynel Ağabey sık sık Hale'nin durumunu kontrol ediyor, Hale iyiyim devam edebilirim diyor ama yüz ifadesi pek de öyle demiyor gibi. Bu noktada Sadık çantasını alarak Hale'nin yükünü biraz olsun hafifletiyor. 05:25 gibi Kapı'nın ortlarında bir yerde mola veriyoruz ve aşağıya doğru bakınca vadiye tepeden bakıyoruz, manzara çok hoş. Ali Baba ve Zeynel Ağabey yeni aldıkları botlarını burada test ediyorlar ve sadece botların burunlarını sert kara saplayarak çıkıp iniyorlar. Hale bu noktada bilincinin yerinde olup olmadığına dair yapılan testlere maruz kalıyor ve İzmir'de tanıdıklarım sıcak yataklarında Pazar uykusu çekerken, evimden 2350m yüksekte biz tıranmaya devam ediyoruz. 05:55'de Kapı'dan çıkıyoruz ve eğim biraz daha azalıyor ama sonuçta dağa çıkıyoruz, eğim hala var.

06:00

Dağ gayet yüksek dolayısıyla yol çıkmakla bitmiyor ama an itibariyle pek şikayetim yok, kondisyonum bu ana kadar olan bölümde sorun çıkarmıyor ve pek zorlanmıyorum. 06:30'da çektiğim fotoğraftan gördüğüme göre gene mola vermiş olan Hale çok da bitkin değil, makinaya bakarak hala gülebiliyor, güzel birşey demekki morali bozuk değil. Varyantlar yaparak patikadan yükselmeye devam ediyoruz ve sonunda daha düz gözüken bir vadiye varıyoruz.

07:00
Biraz sonra dinlenme molası veriyoruz, Zeynel Ağabey kararını veriyor, Hale için yolun sonu burası. Oktayın çantasındaki acil durum matı ve uyku tulumu çıkarılıp 2800m'deki düz kayaklıklara yer yapılıyor. 1 saat içinde güneş alıp iyiyce ısıncak olan bu nokta an itibariyle serin. Zeynel Ağabey, Hale'ye detaylı olarak neler yapması gerektiğinin talimatlarını veriyor. Biz bu kısa molanın ardından tekrar dik bir yamaçtan varyant yaparak yükselmeye devam ediyoruz ve sıcak yatağında bıraktığımız Hale bir müddet sonra görünür olmaktan çıkıyor, bundan sonra Zeynel Ağabey düzenli olarak telsizle durumunu kontrol ediyor ve Hale'nin uyumamasını sağlıyor. Bundan sonra çıkacağımız zirvenin eteğine kadarki bölümü rahatlıkla görebiliyoruz, eğimli bir zemin ama göz korkutmuyor. Biraz ilerleyip mola vererek devam ediyoruz.

08.00
Yaklaşık 2900m civarındayız ve hidrasyon sisteminin hortumundan çektiğim havanın ardından su yerine boşluk sesi gelince ilk darbeyi yiyorum, soğuk suyum bitti! Moral 2.80 yerde çünkü daha günün yarısındayız ve 0.7lt'lik termostaki sıcak suyum dışında suyum yok. Dikkaatsizliğimin bedeli çok ağır oluyor ama 3050m'de bir su kaynağı olması lazım diyerek devam ediyoruz. Bir müddet susuz devam ediyorum ama daha sonra termosun yarısınını hidrasyon sistemine transfer ediyorum. Sağolsun Cahit su sorunu olursa onda olduğunu, canımı sıkmamamı söylüyor ve moralimin düzelmesini sağlıyor. Dağda en ufak hatanın telafisinin olmadığını bizzat tecrübe ediyoruz çünkü bu sorununun neden olduğu can sıkıntısı birden performansımı da düşürüyor, artık molalarda batona çenemi koyup sanki dalıp gitmeye başlıyorum, bu aynı zamanda yorulmaya başladığımın da göstergesi. Zeynel Ağabey'in yeni aldığı ayakkabısı da bu esnada ayağını rahatsız etmeye başlıyor. Ali Baba'nın güne damgasına vuran 'Üşüyorum! fazla durmayalım' söylemi de bu molaların birinde gerçekleşiyor.

09:00
09:10 gibi Çelikbuyduran tarafına yöneliyoruz, hedefimiz 3050m'de olması gereken su kaynağı ama önden giden Sadık'dan gelen haber pek içi açıcı değil, kaynak kar altında kalmış, ocağımız var ama yanımıza kap almamışız, bu durumda kardan da yararlanamayacağız. Su sorunu baş gösterdiği için zirve denemesinden vazgeçeceğiz gibi. Sert karlı zeminden geçiş yaparak mola verdiğimiz ve 3250m ile bu etkinlikte ulaşacağımız en yüksek nokta olan yerde duruyor ve taşlarla çevrili bu alana kuruluyoruz(09:15). Bu öğle yemeği ve sıcak içecek molası demek. Ben her zamanki gibi sıcak suyumu içiyorum. işten getirdiğim kaşarlı tost da yemeğim oluyor. Oktay sevgilisinin baş harfi olan 'N' yazan bayrağı buraya dikiyor ve makinalara poz veriyor. Yanımda getirdiğim mini tripodu kurarak ben de grup fotoğraflarını çekiyorum. BAsınç birden düşüyor ve rüzgar esmeye başlıyor, bu hiç de iyiye işaret değil, hava bozacak gibi. Zeynel Ağabey, acele edip toparlanmamızı söylüyor, biran önce inişe geçmemiz lazım. 09:40'da mola alanından ayrılıyoruz.

10:00
Dönüş her zamanki gibi tırmanışa göre çok daha hızlı ilerliyor. Bu esnada zirve demesi yapmaya niyetli bir başka grupla karşılaşıyoruz, herkeste kask var ama kıyafetleri bir yağmurda dayanabilecekmiş gibi gelmiyor. 10:25-10:40 arasında bulduğumuz uzunca bir sert kar kütlesinde Zeynel Ağabey karda ilerleme eğitimi veriyor. Bakıyorum millet fena değil ilerliyor, ben ise debeleniyorum! Bu kar olayını pek sevmiyorum ve sonuna kadar gidebileceğimi düşünmeyerek kardan çıkıyorum. Gayet başarılı bir şekilde yamaçtan aşağıya baton ve ayakkabıları ile kayan Yüksel yaptığı için tehlikeli olması nedeniyle uyarılıyor, zaten Yüksel gün boyu montunun önünü açmadığı için Zeynel Ağabey'den azar işitiyor ama inatla açmamaya da devam ediyor. KArın sonunda benim çok daha keyif aldığımı çarşak eğlencesi var (10:50-10:55) ve Hale'de görünüyor artık. Varyantlardan geçerek yolu uzatmak yerine kestirme eğimli çarşak bir zeminden aşağıya geriye doğru eğilerek hızlı bir şekilde inmek üzerine kurulu bu etkinliği koşarak gerçekleştirdiğimiz için hız hissi yarattığındna çok büyük keyif alıyorum. Benim için günün en akılda kalıcı kısmı oluyor bu.

11:00
Ali Baba da geldiğine göre grup tamamdır. Bu dinlenme sonrasında kendine gelmiş görünen Hale ile sarılıp hasret gideriyorlar. Dönüş yolu benim için daha yorucu oluyor çünkü grubun fotoğrafçılığı ile görevlendirildiğim için geride kalıp fotoğraflar çekiyor ve sonra koşar tempoyla gruba yetişiyorum. Bu tempo da haliyle yorucu oluyor. 11:15-11:20'de burada çığ düşmesi sonucunda ölen Hacettepiler için saygı duruşunda bulunuyoruz ve 11:30'da kamp alanımızdaki Hacettepeli grupla karşılaşıyoruz ve burada 5dk kadar mola verip yola devam ediyoruz.

12:00
Ayaklarımız çimene değiyor, daha doğrusu ayakkabılarımız ama taşlık, çarşak zeminden sonra torpakla temas hoş bir his yaşatıyor. Yolun üzerinde bir kaynak olamsı lazım ama suyu az ve pek temiz değil dolayısyla pas geçiyoruz. Derken yağmur bastırıyor, zirveleri de bulutlar kapatıyor. Zirve denemesi yapsaydık biz de o bulutların içinde kalıp yağmura yakalanacaktık. Geri dönüşümüzün doğru bir karar olduğunu görerek daha çok rahatlıyoruz. Daha sonra diğer gruplardan görüyoruz ki yağmura yakalnmışlar. Demirkazığa çıkmakta olan Tola, zirveye 20m kala yağmur, tip ve don görüp, malzemelerini toplayarak geri dönmüş.

13:00
Yağmur altında 1 saat kadar ilerledikten sonra kamp alanına topluca giriş yapıyoruz. Sıcak suyumu idareli kullandığım için hala içebileceğim suyumun kalmış olması neşemi yerine getiriyor. Yorucu ama zevkli bir ilk yüksek dağ ve zirve denememizin ardından çadırlarımıza vardık, sanırım biraz dinlenemyi hakettik.

Çadırlarımızı toplayamıyoruz çünkü yağmur bir yağıyor, bir diniyor. Bu arada çadırın içinde çantamı toparlıyorum ki dar alanda normalden uzun süren bir süreç oluyor. 15:00 gibi çadırlarımızı da toplayarak kıl çadırın altına geçiyor ve traktörümüzün gelmesini bekliyoruz. Tolga'da Demirkazık'tan tekli tırmanışından dönüyor ve böylece geldiğimiz ekip tamamlanmış oluyor. Mehmet abi gelince çamur içindeki vagonu temizleyerek ıslak ve kaygan zeminde zorlu bir yolcuğun ardıncan minibüsümüze varıyor. İlk hedef yemek sloganıya heybetli Aladağlar'ı fonda bırakarak İzmir'e doğru dönüş yoluna koyuluyoruz...


Yalçın AYDIN
Raportör

DİĞER YOL HİKAYELERİ