-
Evde kal - ma
İnsan yaşamı sürekli öğrenerek yaşamak üzerine kurgulanmış. Öğrenmek ise devamlı bir hareket hali yaratması sebebiyle gitmek ve gelmek üzeri
- Patikatrek
- Yol Hikayeleri
- Evde kal - ma
Evde kal - ma
İnsan bedeni sürekli hareket üzerine programlanmış; hakkını verelim ki, yazılımı yapan da çok titiz çalışmış!.. İstisnalar kaideyi bozmasa da, yerimizde duramayız birçoğumuz; işimiz gücümüz, “gitmek –gelmek” üzerine. Gitmeliyiz ki gelelim; geldiğimiz andan itibaren de gitmek düşer aklımıza. Demem şu ki, yaşamayı anlamlı kılmanın ilk adımı öğrenmek ise, öğrenmek içinde bulunduğun yerden ayrılarak yeni şeyler ve farklı olanları görmek gerek; okuyup araştırmak, dinlemek de öğrenmenin bir yolu; lakin ille de görme duyusunun işin içine girmesi gerek. İşte o sebeple, “gitmek-görmek”, gördüklerini anlatabilmek için de geri “gelmek” önemli; bunun da en ekonomik yolu bence yürümektir. Yürümenin temposu ise kalp atım hızıyla değil, görme duyusunun hızı ile doğru orantılı olmalı; yani sadece yürümek için yürümemeli insan…



İnsan bedeni sürekli hareket üzerine programlanmış; hakkını verelim ki, yazılımı yapan da çok titiz çalışmış!.. İstisnalar kaideyi bozmasa da, yerimizde duramayız birçoğumuz; işimiz gücümüz, “gitmek –gelmek” üzerine.
Gitmeliyiz ki gelelim; geldiğimiz andan itibaren de gitmek düşer aklımıza. Demem şu ki, yaşamayı anlamlı kılmanın ilk adımı öğrenmek ise, öğrenmek içinde bulunduğun yerden ayrılarak yeni şeyler ve farklı olanları görmek gerek; okuyup araştırmak, dinlemek de öğrenmenin bir yolu; lakin ille de görme duyusunun işin içine girmesi gerek. İşte o sebeple, “gitmek-görmek”, gördüklerini anlatabilmek için de geri “gelmek” önemli; bunun da en ekonomik yolu bence yürümektir. Yürümenin temposu ise kalp atım hızıyla değil, görme duyusunun hızı ile doğru orantılı olmalı; yani sadece yürümek için yürümemeli insan…
Bizi tanıyanlar bilir; gücümüzün yettiği kadar değil, yol arkadaşımızın gücü kadar çok yürüdüğümüzü; güvenip de inanarak peşimize düşenlerin bizde bıraktıklarını ise yazmaya kalksak kaç kitap olur acaba? Sormadan edemiyorum… Peşimize düşenler dedikçe kimler ve neler geliyor aklıma, bir bilseniz…
Soğuk, yağmur, çamur onları artık geride bıraktık; geçtiğimiz hafta sonu, şiddetli rüzgâr bizi etkiler mi, yüksek UV etkisi ile yüzümüz gözümüz yanar mı soruları kafaları karıştırmış olsa da, belki yüzlerce defa görmüş olsak da aynı yerlerde aynı şeyleri, yenilerini görmek umuduyla yine düştük yollara. Ancak bu kez peşimize düşenler içinde bir kaçak yaramaz daha vardı. Yürümeye başladığımız köyde belki canı sıkılmış olmalı ki, ömrünün ilk altı ayında öğrendiklerine yenilerini eklemek umuduyla ne yaptıysak engelleyemediğimiz bir can, bizden olmayan ama bize bizden daha yakın… Belli ki grubun içinden birisine kanı kaynamış, sevmişler birbirlerini… O kişinin ben olmadığımı söyleyebilirim; çünkü alışık olduğu yaşam alanından uzaklaştıkça başına gelebilecek olanın ne olduğunu çok iyi bildiğim için, hele ki aynı yere geri dönmeyeceksek, sevgi göstermem pek; yol arkadaşlarım yadırgasa da…
Grubun gerisine takılıp, uzaktan uzağa takip ede, ede koptu geldi peşimizden! Bağırdık, azarladık bana mısın demedi; geri dönüyor muş gibi yapıp, geniş bir yay çizerek ya önümüze geçti, ya da yandan, yandan takip etti bizi; sınırlarını aştığının farkında olarak ilk kez geldiğini de belli ederek; nasıl mı? Kokladı ve iz bıraktı; neredeyse her yirmi metrede bir ağaç ve çalı dibine… Bir gözüm onda, bir gözüm yol arkadaşlarımda bir gözüm rotada, diğer gözüm havada hızlı, hızlı yer değiştiren bulutlarda diyeceğim de, siz de bana “ bırak palavrayı kaç gözün var be adam!” diyeceksiniz; biliyorum…
Yol üzerindeki her ağaca işaret koyduğunu görmek onun sınırları dışına çıktığının en güzel belirtisi; bizim Tarçın’dan biliyorum, daha doğrusu ondan öğrendim; kendince yol bulma usulünün bu olduğunu…
Baktım olmayacak ve kararlı, bizimle gelmeye; belki de şehir kaçkını bir sahibi var buralarda yaşayan ve onu, bugün yalnız bıraktı diye düşündüm; bizimki de öğrenmeye hevesli ya, o yüzden düştü peşimize kanımca. Keşke, sahibi ona “ tanımadığın kişilerin peşine düşme evladım…” diyerek öğretebilseydi; anne-babalarımızın minik beynimize ilmik, ilmik işledikleri gibi mesela…
Ona “bizimki” dememin nedeni adını bilmiyor olmamızdan; bizimle yol arkadaşlığı uzadıkça ona bir isim verme ihtiyacı duymaya başladık. Önce kız mı, erkek mi sorusuna cevap bulduk; oldukça akıllı ve güzel bir kızdı. Filiz, “Limon” olsun adı, dedi; nerden esinlendiyse artık. İsmini kulağına fısıldama şansımız olmadı ama “limon “ diye her seslenişimizde başını geri çevirip baktığını gördük ve o da sevdi diyerek hepimiz ona “Limon” diyerek hitap etmeye başladık, yürüyüşün geri kalan yolunda…
Yollara işaret bırakmaktan ve belki de hayatında o kadar uzun yol hiç yürümemiş olmasından sebep, çok sıvı kaybetti Limon Hanım… Öğle molasında, çantamızda olanları ve mataramızdaki suyu da paylaştık ki bizden ayrılıp gitmesi artık daha da bir zorlaştı… Ilık bahar güneşi altında uzanıp kısa bir uyku çekti öğle molasında ve bir ara gruptan ayrılıp geldiği yöne doğru gittiğini gördüm. Aha! Dedim, köye dönecek; bizim duyamadığımız sesleri duymaya başladı ki neler olup bitiyor anlamak içinmiş meğer; kendisine yemek verip sularını paylaşan bu grubun, yani yeni yol arkadaşlarının güvenliğini sağlamak içindi aslında bu gidiş gelişleri…
Yürüyüşün öğleden sonraki bölümünde artık arkamızdan değil önümüzden yürümeye başladı Limon Hanım; geniş bir güvenlik çemberi çizerek…
Günün sonuna doğru orman dokusu içinden ayrılıp, ilk kırsal mahalle evlerine yaklaştıkça farklı sesler duymaya başladı ve meraklı gözlerle etrafa bakıp ortam dinlemesi yaparak hızlı, hızlı kolaçan etti sağı solu… Aklıma ilk gelen, onu bu kırsalda bir yere bırakmak oldu; evlerde yaşam varsa ev sahiplerine emanet etmek gibi… Ancak mevsimin erkenliğinden olsa gerek, bahçelerde çalışanlar olsa da evler boştu daha. Bahçe sahipleri de onu sahiplenmek istemediler pek; “buralara biz sık gelmiyoruz aç kalır…” diyerek…
Her ne kadar geldiği yoldan geri döneceğinden emin olsam da bu yaban ellerde haydutlaşmış hem cinslerinin saldırısına maruz kalabileceği endişesiyle zarar görmesinden korktum… O sebeple, en azından asıl sahibinin onu bulmasına kadar geçecek zamanda, zarar görmeden ve kötü deneyimler yaşayarak yanlış şeyler öğrenmesinin önüne geçmekti biraz da amaç…
Gerçek sahibinin onu bulmasını beklemeden, başka şeyler de yapılabilirdi; mesela, aynı yoldan geri yürümek gibi, biraz uçuk fikir olsa da; geçmişte çok yaptık. Hatta şehir merkezine vardığımızda servis aracına alıp onu geldiği yere de bırakabilirdik ancak şehir merkezinde başıboş gezen hemcinsleriyle karşılaşma ihtimali, alışık olmadığı bir yerde onu kontrol edememe korkusu şehre inmeden Limon hanımdan ayrılmanın en doğru yol olduğunu düşündürdü ve öyle de yaptık.
Teklifimize biraz da bizim zorlamamızla, mecburen evet diyen üçüncü ev sahibi, boynundaki tasmaya ip bağlayıp götürmek istediğinde aşırı tepki verdi Limon hanım; belli ki bağlanmaya alışık değildi… Kucağıma alarak taşıdım onu; kalacağı evin bahçesinde gezineni iki sevimli hemcinsine alışsın diyerek, bir süre de bekledik…
Grupta herkesin onunla ilgili endişelerinden biraz daha uzaklaşmış olduğunu görüp şehre dündük; yürüyerek ve yeni şeyler öğrenmiş olarak…
Sonra ne mi oldu? Acaba yeni yerine alışmış mıdır? Acaba yiyecek ve su vermişler midir? Sahibi onun yerinde olmadığını anladığında neler hissetmiştir vb. gibi sorular uçuştu durdu akılda… Ve hiç beklemediğimiz bir mesaj ile sular duruldu azıcık da olsa…
Salı günü grup içinden üç arkadaşımızın mesaj kutusuna bir not düştü; “Zeynel bey selamlar. Köpeğim kaybolmuştu sizin Nazarköy fotoğrafınızda denk geldim ona. Bilgi alabilir miyim? Telefon numaram…”şeklinde. Mesajı okur okumaz dünyamızda kopan duygusal heyecanı anlayabilir misiniz? Ya da biz anlatabilir miyiz? Bilemedim… Kısa yazışmalar, telefon görüşmeleri sonunda en ince ayrıntısına kadar bir tarif ve nokta atışı güzergâh bilgisiyle Limon hanımın yerini bildirdik vefalı sahibine… Bu yazı kaleme alındığı saatlerde ise onu aramaya gidecekti; meraklı bekleyişimiz sürüyor anlayacağınız…
Bu arada asıl adının “Dünya” olduğunu öğrendik; bu vesileyle de dünyayı bir kez daha yakından tanıyarak yeniden öğrendik.
Kalın sağlıcakla, “öğrenmek için yürünmesi gereken bir yol varsa önünüzde, beklemekle yol bitmez; ille de yürümek gerek…” diyerek…
NOT / Bu yazı kaleme alındıktan üç gün sonra Dünya- Limon Hanım sahibinin özverili aramaları sonucunda bulundu; biraz korkmuş ve aç kalmış olarak
Kıssadan hisse :
Kırsalda, mezra ve köylerde rastaldığınız canlara gösterdiğiniz sevgi ve ikram ettiklerinizin cazibesi, onları alışık oldukları yaşam alanlarından uzaklaştırarak peşinizden gelmelerine sebep olur... İkram ettiklerinizle kendilerini size karşı sorumlu hisseden bu canlar, yürüdüğünüz yollarda ve kırsalda size eşlik ederek güvenliğinizi sağlamak ve korumak güdüsüyle peşinizden gelirler; onu alışık olmadığı bir yerde terk edip evinize dönerken onun sizden sonra yaşayacağı kötü deneyimlerin neler olacağını düşünerek hareket edin lütfen...