Fotoğraf Grubumuza katılın
Doğa Grubumuza katılın
Patikatrek organizasyonları Türkü Turizm güvencesi ile yapılmaktadır.
Belge no: 3959
GELENEKSEL BİR KAMPIMIZIN GÜNCESİ BAFA

Bizi bilen bilir...Bu kadar kısa bir zaman dilimi içinde GÜVEN DUYULAN  bir grup olmak, ilgiyle izlenmek ve bu ilgiyi sürekli kılmak öyle bir kişinin becerip gerçekleştirebliceği  bir oluşum değil...Bu olsa olsa EKİP RUHU, ARKADAŞLIK, SEVGİ, DOSTLUK ve PAYLAŞIMCILIK, gibi insani değerleri birarada tutmakla olur... Bu güne kadar gercekleştirdiğimiz tüm faaliyetleri  bu ruhu muhafaza ettiğimiz için gercekleştirebildik... Bu değerlere sahip olmayan oluşumların yaşadıkları ve içine düşecekleri durumun ne olabileceğini konuşmaya bile gerek yok. Onlar, bizim bu küçücük ama özde güçlü,amaç ve gaye birliği içinde nitelikli  ve ilkeli oluşumumuzu ilgiyle izler oldular... Kimisi örnek alarak kimileri de kıskanarak... Biz yürüdüğümüz bu yolda, oluşturduğumuz ilkelerden ve yukarıda sıraladığımız değerlerden taviz vermediğimiz müddetce, iyi, ya da kötü gözler tarafından ilgiyle izlenmeye devam edileceğimizin bilincindeyiz...

 

Çünkü bizler, hepimiz hayatın bir noktasında en az bir kez bile olsa, ZİRVEDE olmanın tadını yaşamış, deneyimlemiş ve orada uzun süreli kalmanın koşullarını bilen kişilerin oluşturduğu bir GRUBUZ ve onun için ismimiz  "ZİRVEDEKİLER "....

 

BAFA kampımızın başlangıç tarihi olan 21 NISAN gunu, akşam saatlerinde buluşma noktamıza gelen arkadaşlarımızın bir çoğu aramıza ilk kez katıldı...Onaları böyle cesaretli bir karar almaları dolayısıyla kutlamak gerek.Öyle ya bilmediğiniz insanlarla, bilmediğiniz bir mekanda, üstelik de iki gün boyunca olmak öyle kolay alınacak bir karar değil...

 

Tanışma ve kaynaşma faslı her zaman ki gibi yine İzmir VARYANT yokuşunu çıkıncaya kadar kısa sürdü... SÖKE de verdiğimiz çay molası esnasında FIRINCI'yı evinden kaldırıp ekmek almak derdine düşenlere,"Bu ekmekleri dönerken orada bırakırsınız " desem de ikna edemedım... Dönüş de yaklaşık 20 ekmek,bizim Yusuf'un süt ineklerine yem olmak üzere ayrılmıştı..

 

Gece saat 23.30 da kamp alanımıza ulaşmış ve onca acemiliğe ve deneyimsizliğe rağmen kampı 30 dakika gibi kısa bir sürede kurmuş ve yerleşmiştik.Saat 12.30 da, Yusuf'un göl manzaralı restorantında yerimizi almış, onun taze demlemiş olduğu sıcak çaylarımızı içerek sabaha kadar sürecek olan "hoşgeldiniz " partimizi de başlatmış oluyorduk... dedim ya çadırları boşuna taşımız...

 

Sevgili Birol'un, Bağlama eşliğinde vermiş  olduğu nefis türkü ziyafeti, Kapıkırı Köyü Horozlarının öttüğü, yani günün ilk ışıklarına kadar sürdü...Saat 05.00 gibi çadırlara girdiğimizde sabah kalk saatinin 07.00 olduğunu öğrenen herkes beni "Nazi SS"  subayı olmakla suçladı...Yusuf'un göl manzaralı restorantında, açık büfe hazırlanmış sabah kahvaltısı ve sonrasında yasadıklarımızı  sırayla anlatacağım... 

Öyle ya, daha yeni başladık...

 

22 NİSAN 2006..  BAFA kampımızın ikinci günü...sabah erken saatlerde çadırımın üstüne damlayan yağmurun sesiyle uyandım.Önce inanamadım.Muzip Ekip üyelerinden birisi sadece benim cadırımın ustune fıskıye ıle su tutuyor olabilir diye dusundum ama gece vakte kadar eğlenmiş ancak sabaha karşı 05.00 gibi çadırlara girerek dinlenmeye cekilmiş birinin bu espriyi yapacak kadar dinç olabileceğine ihtimal vermedim.

 

Yağmur, biraz da olsa canımı sıkmıştı ama artık yapacak başka birşey de yoktu.Belki programımız uygulama şansımız olmayacaktı ama alternatif B planı aklımın bir kösesindeydi. Fazla düşünmeden çadırdan dışarı çıktım.Yağmur çok hafif şekilde çiseleyerek yağıyordu.Havanın açılma ihtimali yüksek görünüyordu.Kahvaltı için pansiyona kadar yürüdüm.Yusuf  ortalıkda görünmüyordu ama eşi ve cocukları açık büfe kahvaltımızı çoktan hazırlamıştı bile... Tekrar kampa dödüm ve kalk düdüğümü çaldım.Kimseden ses cıkmadı...Çadırları tek tek ziyaret ettim  ve başladım fermuarları sırayla açmaya... Benim gibi yağmuru hissedenler "Hocam yağmurluğumuz yok yürüyüş olmaz biz gelmeyeceğiz" deseler de inatla hepsini kaldırdım... Hatta  bu yüzden "NAZİ SS "subayına da benzetildim.

 

Kahvaltı masalrımıza oturduğumuzda BAFA gölü olanca güzelliği ve durgunluğu ile nefis bir görsellik sunuyordu.Bu manzara eşliğinde,Tahta sundurmaların üzerine çiseleyerek yağan yağmurun çıkardığı melodi ile tereyağı, bal,tavada köy yumurtası,yöre zeytini ve peynirden oluşan mönü saniye saniye eksilmeye başladı.Yağmurun yağmasını da bahane ederek kahvaltı muhabbetimiz saat 09.00 kadar devam etti.

 

Yağmur dinmişti.Zaten hazır bekleyen ekip, kral yolundan Beşparmak Dağlarının enteresan kayaçları arasındaki rota üzerinden yürümeye başladık... Mor çiçekli Karabaş otları ve gelincik,papatya tarlaları arasından yükselerek LATMOS dağının eteklerinde yükseliyorduk. Geride bıraktığımız BAFA gölünü daha geniş bir perspektiften izleyerek yaklaşık 3 saat tırmandık... Vadileri aştıkca karşımıza cıkan her yeni vadi merak uyandırıyordu ama zaman da hızla ilerliyordu...Ekibi iki kola ayırdık... Birinci kolda yer alan Beş arkadaşımız rota üzerinde yürümeye devam ederken geri kalanlar ise benim kontrolumde dönüş yoluna girdik...Dönüşü farklı bir rota üstünden yaparak KAPIKIRI köyüne üstden dönüş yaptık... Öğle yemeği molamızı BAFA göl manzaralı bir SUR kalıntısının en tepe noktasında verdik.Bölgeyi daha iyi görmemizi sağlayan bu noktada yaklaşık 40 dakıka suren bir mola verdik.. Fotograflar çekildi,kumanyalar yendi,ve tekrar keşif turumuz devam etti... LATMOS dağının enteresan yapılı kayaçlarını nerdeyse tek tek fotografladık...

 

 Haa ! unutmadan soyleyeyım,Sevgili SUAYIP'in dedelerinden miras kalan kayac villalar görülmeye değerdi doğrusu...

 

KARABAŞ otları topladık.. ve sıcağın en üst seviyede olduğu sırada KAPIKIRI köyünün  kahvesinde soluklandık...Kahveci Emin'e zorla ayran yaptırdık...Tam hepimiz kahvede masalarda uyumaya hazırlanırken kampa döndük...Bu arada Mehmet, göbeğini  çay bardağı için sehpa niyetine kullanmaya kalkınca göbğinden yandı...Allahtan TUNAY uyarılarımı dikkate almıs da neredeyse bir Eczane dolduracak ilk yardım malzemesi getirmiş, soğutucu sprey ile mehmetin Göbeğine Kompres uyguladığımızı söylesem sanırım cogunuz inanmaz.

 

Kampa döndüğümüz de sabah yağan yağmurun sonucunda papatyaların kokusu müthiş bir sakinleştirici etkisi yaptı. Çadırlardan Matlarımızı çıkarıp zeytin ağaçlarının gölgesinde uykuya vardık...

 

Beni uyurken cep telefonu ile görüntüleyen ve de video görüntülerimi çeken Sevgili ANIL'ın yaratıcılığı neşemize neşe katdı.Beni görüntülemiş ama görüntülerin içine HORLAMA efektini koyarken  ritimi biraz abartmış... Allahtan bu abartı ile işin doğrusu ortaya cıktı yoksa düşmüştük milletin diline...Alacağın olsun ANIL... En kısa zamanda ikinci kampımıza gelmeni sabırsızlıkla bekliyorum...

 

İkinci Ekip de sağ salim yürüyüşten döndü,saat 19.30 da.. Akşam yemeği mönüsünde LEVREK,zeytinyağlı yeşil salata,ve tadı hala hepimizin damağında kalan o neffis yoğurtlu kızartma vardı...Hep birlikte yemekler yendi ve hemen sonrasında çaylar içilirken, kısa video gösterilerimiz devreye girdi ve KAÇKAR dağları D.Karadeniz derken geceyi de ortaladık...

 

Kampa döndüğümüz de mum ışığı etrafına kurulan yer sofrasında gecenin devamını yaşamaya başladık.. neler,neler...

İncir Rakısı içtiniz mi siz hiç ? Sofrada İncir rakısı vardı...Muhabbet koyulaştıkca zamanı farkedemez olmustuk.. Suayıp bitmeyen fıkraları,Ali Hocanın anlaşılmaz fıkra mı yoksa hikaye mi olduğu belli olmayan ve gülme efektleri ile bizi yönlendirdiği doyumsuz sohbeti saatin bir anda 03.30 olmasına sebep olmustu..Yat komutu vererek gruptan ayrılıp cadırıma girdim ama kimesnin uyumaya niyeti yoktu.. en sonunda benim sikayet ve uyarılarımıa dayanamadılar ve kamp yerınden ayrıldılar... Ertesi günü öğrendim nereye gittiklerini.. Meğer Pansiyonun Restorantına dönmüşler...Işıkları söndürüp yatmaya hazırlnan YUSUF karanlıkta kalabalık bir grubun geldiğini görünce "ALLAH müşteri geldi" diye tekrar ışıkları yakmış...ama yakacağına da pişman olmuş...gelenlerin bizimkiler olduğunu anlayınca saat 05.30 kadar  uyuyamamış...

 

Üçüncü günü bir sonraki gün aktaracağım sizlere....Benim yazdıklarım RESMİ notlar... detayları bire bir yaşayanlardan dinlemek isterseniz bu hafta sonu doğa yürüyüşümüzü sakın kaçırmayın...

 

DİĞER YOL HİKAYELERİ