Fotoğraf Grubumuza katılın
Doğa Grubumuza katılın
Patikatrek organizasyonları Türkü Turizm güvencesi ile yapılmaktadır.
Belge no: 3959
BİR DOĞA YÜRÜYÜŞÜ HİKAYESİ

Bu haftaki doğa yürüyüşü notlarımın başlığını Zeynel hocadan esinlenerek ve de Hale’nin en sevdiği şekliyle, “kuzucukların sanat aşkı” olarak düşündüm. “Neden? “  diye soracak olursanız, bu hafta, sanatçı kimlikleri ile fotoğraf grubumuzdan arkadaşlarımız da bizimle birlikteydiler. Onlar, görüntü peşinde koşarken, farkında olmadan esas sanatsal görüntüleri, bizim kuzucuklara kendileri verdiler de ondan… Ama nasıl bir sanat aşkıydı bu anlatılmaz. Zaman, zaman bizimkiler de, doğa yürüyüşünü bırakıp sanat için kılıktan kılığa girdiler…

Bu yürüyüş faaliyetimizin çay keyfini biraz dağınık yaptık,ama yine de yaptık. Sabah keyfi sonrasında parkura girmek  için servis aracımız yola koyuldu. Bu arada, başta söylemem gereken bir şeyi unuttum. Onu, söylemeden geçemeyeceğim. Bu hafta,malumunuz üzere biraz gecikince, hepinize bayağı bir sinir harbi yaşatmışımdır diye düşündüm. Üzgün olduğumu belirtiyor ve  bir dahaki sefere  “beş dakikadan daha fazla geç kalmama” sözü vermek istiyorum.

Neyse… Dolmuş parkurdan önceki Çamiçi köyüne ulaştığında, köyde bir deve güreşi olduğunu öğrendik. Hatta köye girişte,iki poşili amcam, aracımızı durdurarak,az kalsın  bize, bilet bile keseceklerdi… Köyde, dolmuştan indiğimiz anda, bir de ne görelim… Köyün ortasından, süslü püslü, alına salına  bize doğru gelen yaklaşık 2 m.den uzun, iri yarı tabiri caiz ise tam  bir deve, bize doğru gelmiyor mu ?  Güreş için giden giderken de izleyenlere hava atan deve’yi gören bizim “Kuzucuklar “ alışık olmadığımız sesler çıkartarak deveye doğru koşarken (Sanat aşkına / iki poz almak için  ) bir anda podyuma çıkan manken gibi Hale ortaya çıktı ve kuzucukların, ilk sanat resimleri için pozunu verdi. Deve ile birlikte… Millet deveyi mi çekti, yoksa Hale’yi mi anlamadım… Gelecek günlerde eserler ortaya çıkarsa belli olur…

Doğa Yürüyüşü için yola koyulduğumuzda göz alıcı bir parlaklıktaki iki mavi baton dikkatimizi çekti. Evet, kuzucuklardan Mehtap, süper acer bir çift batonla, bu haftaki muhteşem yürüyüşüne başladığında, bizler de etrafında toplanarak, batonların süper acer durumunu ve özelliklerini anlamaya çalıştık.

Esas adam (Yol kılavuzu-rehber ) olarak, bu hafta karşımızda, karayolculardan Sadık vardı. Durumu anlayıncaya kadar bir an için Zeynel Hocaya darbe yapılmış sandım… Sadık, elindeki haritasıyla parkuru çözmek için kıvranırken olayı da çözdüm… Her halde, elindeki karayolları haritası değildir diye düşünürken, Haritanın bu haftaki parkurumuzu gösterdiğini öğrendim… Bundan sonra böyle olacakmış… Haftaya aynı duruma kim düşer belli değil… Sınava hazır olun… Sadık’çığım, bir harita okuma çelişkisi içinde ama muhteşem geçen bir yürüyüşe öncülük etti. Kendisini tebrik ederim.

Geçen haftaki yürüyüşe katılamadığımdan kaçırdığım bir olay olmuştu. Bunu bana en baş kuzucuklardan Hale arkadaşımız anlatıyordu ki, tamamen kendi deyimi olduğu için kullanıyorum af ola… Onun, gecen haftaki  ”pembe donunu”nun, (pembe eşofman), bir benzerini bu hafta, Zehra arkadaşımız layıkıyla taşıyordu.Ne diyebilirim ki…Sanırım Bizim kuzucuklar, bu aralar pembe modasında karar kılmışlar…

Doğa yürüyüşümüzün ilk molasını verdiğimiz bir çeşme başında, gerçek kimliği karayolcu olan diğer bir kuzucuk, Sevda'nın bana yaptığı sürpriz için kendisine teşekkür ederim.

Bayağı dik ve terleten bir çıkışın sonunda tekrar düzlüğe çıktığımızda, Hale' yi yine bitkin ve yorgun bir şekilde çam ağaçları arasından çaktırmadan yavaş yavaş gelirken gördüm… Her zamanki gibi yine kendiliğinden, grubun artçılık görevini bu kez de gönüllü olarak üstlenmişti…

Parkurda ilerlerken, yazımın başlığına uygun olacak biçimde, muhteşem ve olağanüstü şekillere girerek, sararmış ağaç yapraklarını fotoğraf karelerinde resmetmeye çalışan Dilek’i gördüğüm de inanın nerdeyse ağlayacaktım. Sanat adına gözlerim yaşardı. Bu nasıl bir aşk diye düşünmekten kendimi alamadım,'Ferhat ile Şirin' ve  'Aslı ile Kerem'in destansı aşkları bile yanında sönük kalır…

Dilek’in dışında ilgimi çeken, bir de; esas merak alanı kemik ve benzeri türevleri olan bir kuzucuk daha vardı ki, onu, sanat adına yaptığı çalışmalar için nerde bulduğumu sanırım tahmin edersiniz. Kemik kıran Naciye, sanat aşkı uğruna, Eşek mi desem, At mı desem bilemediğim, bir kurumuş kellenin etkileyici görüntüsü için, en muhteşem açıyı bulmaya çalışıyordu. Naciye… Umarım bu kafatası senin beklentilerini karşılamıştır.

Muhteşem bir ağaçlı yolun ortasında ilerlerken, o güzelim görüntünün içine nasıl edilmesi gerekirse öyle edilen başka bir görüntü daha, beni ve tüm grup arkadaşlarımı sarstı… O muhteşem manzarayı görünce kendimi bir an için doğa yürüyüşünde değil de Yamanlar çöplüğünde sandım… Şaşkın bakışlar ile o iğrenç görüntüyü izlerken Zeynel hoca bize aydınlatıcı bilgiyi verdi... Meğer Pazar günleri KARAGÖL piknik alanına gelen şehir kaçkınlarının Milli Park alanı içinde bıraktıkları envai çeşit çöp bu alan içinde toplanıyormuş…  Aynı  görüntünün nerdeyse tıpa tıp benzerini,üstelik çoğalmış olarak gecen sene de, arkadaşlarımız görmüş, fotoğraflamış ve ilgili makamlara  duyurmuşlar..Üstelik bu da yetmemiş  bu satırları okudunuz web sayfamızda bir hafta süresince haber olarak yayınlamışlar… Yetkili birilerinin Zeynel hocaya dediğine göre, çöpler bu dere yatağındaki alanda biriktiriliyor ve muhtelif günlerde kepçeler ile toplanarak şehir çöplüğüne taşınıyormuş… Arkadaşlarımın söylediğine göre gecen seneki görüntü hiç bozulmadan durduğu gibi üstüne yeni ilaveler de yapılmış… İlgili ve sorumlu kişilere duyurulur… Yarattıkları bu çevre kirliliğinin cezasını bize çektirmesinler… Kendileri ödesin… Yaşadığımız Şehrin etrafında nefes alacak kaç yerimiz var ki?

 Muhteşem manzarası ile ilk kez karşılaştığım Karagöl'e ulaştığımız anda, büyük mola için çıkınlar açıldı ve şölen başladı. Bu seferki yemek şöleninde kuzucuklar beni biraz iştahsız görünce merak ettiler sebebini sordular… Ben de kalbimin derinliklerinde saklı olan sırrımı sizinle paylaşarak bu duruma açıklık getirmek isterim. Birol ağabeyim yoktu ve o, yokken benim kursağımdan maalesef bir şey geçmiyordu inanın…Ama bu kez de benim bu durumumdan faydalanan bol miktarda aç kuzucuklara rastladım ki;”Birol ağabey, hemen seni bekliyorum.Ne olur çabuk dön gel nerdeysen “ derim. Bu sefer mola yerimizde masaların olmasından mıdır bilmiyorum, sofra daha bir saltanatlı ve özenle hazırlanmış göründü gözüme. En baş aç olarak Zehra, sonra, sırasıyla Dilek,Sevda(sen sandviçleri tek başına götürürsün ha, hem de baklava sözünü yerine getirmeden),Filiz (şaşırmayın, evet arkadaşlar Filiz),  Naciye, Mehtap ve bu aç kuzucuklardan geriye kalanlar ise yine sırasıyla Sadık,Ali ağabey, Zeynel hoca ve sıranın en sonundaki Ben. Ama şunu da hemen belirtmeliyim ki, benim yanımda da, Hatice ablanın eşi ve arkadaşlarıyla getirdikleri muhteşem ıspanaklı börekleri vardı, sonsuz teşekkürler size. Tabii bir de, Murat’tan gelen peynirli gözleme, Hale’den gelen eşsiz lezzetteki sarımsaklı biber kızartması, Hayati ağabeyimin kadınbudu köfteleri.

Neyse, yedik içtik ama ayrıca, şunu da belirtmek istiyorum. Bu mola, gladyatörlerin çarpıştığı arena gibi iki güçlü sesin çarpışmasına da sahne oldu. Bizim tarafta Ali ağabey, diğer tarafta (Fotoğraf grubu içinde ) eskilerde opera sanatçılığı yapmış ve bir sürü garip sebeplerle ayrılmış bir termal giysi canavarı. (Karagöl’ün soğuk olacağını duymuş ve üst üste sekiz kat termal içlik giyip gelmiş)

Karşılıklı düet şeklinde söylenen halk müziği parçaları bize olduğu kadar mangal başındaki piknikçileri de mutlu etmeye yetti. İki güçlü sesin yarışmasında varılan sonuç, Termal Canavarının Karagölü inleten canavarımsı gürlükteki sesiydi ama bizim gönlümüzün galibi tabii ki Ali ağabey ve hep öyle olacak.

Bu muhteşem düet sona erdiğinde, uzaklardan duyulan nal sesleri dikkatimizi çekti…  Bir de ne görelim ağaçların arasından bize doğru beyaz atıyla dörtnala gelen, genç bir adam eski zaman şövalyeleri olmasa da, prens mi desem bilmiyorum biri geldi ve herkes bunun kimin için ve ne sebeple geldiğini düşünürken olay kendiliğinden aydınlandı. Çünkü ona doğru ağır çekim formatında koşan bir Hale vardı… Hale beyaz ata bindiği gibi,(yanında da prensi );elindeki batonları da bir kılıç gibi sallayarak, muhteşem bir, Zeynel hocanın tanımıyla, Malkoç oğlu pozu verdi ki, karşısına ne Köroğlu Cüneyt çıkabilirdi ne de biz gariplerden biri…

 Bu doğa yürüyüşümüz  de yine, akıllarda kalan hoş görüntüler ve güzel anların yaşandığı muhteşem bir gün olarak Patikatrek tarihinde yerini aldı. Süper görüntülü, bol miktarda fotoğrafın çekildiği ve herkesin kaynaştığı,sanat için katlanılacak durumların yaşandığı şen kahkahaların hiç eksik olmadığı güzel bir gün olarak, sonlandı.

Emeği geçen herkese teşekkür ederek haftaya görüşmek üzere diyorum.

Not. Hülya hanım, İnci hanım, Birol ağabey, Gökhan, Burak (Burak,senin bir maç uğruna bizi sattığını biliyorum ), nerelerdesiniz?


OĞUZ

Fotoğraflar için tıklayınız

DİĞER YOL HİKAYELERİ