Fotoğraf Grubumuza katılın
Doğa Grubumuza katılın
Patikatrek organizasyonları Türkü Turizm güvencesi ile yapılmaktadır.
Belge no: 3959
BOZDAĞLARDA KEYİFLİ BİR PAZAR YÜRÜYÜŞÜ

Bozdağ kasabası, bildiğimiz hep  o  aynı  BOZDAĞ…1.100 m yükseklikte  yemyeşil bir vadi içinde,kare kare patates tarlaları arasında,adını aldığı yalçın kayalıklı karlı zirveye  sırtını  dayamış. Bu  sene, Bozdağ’ı beyaz gelinliği içinde görmek kısmet olmadı.Küresel ısınma mı  ne, adı  her neyse  son günlerde dilimize dolanan ünlü kirlenmenin eseri olsa gerek, kar çok az düşmüş doruklarına. Kestane ormanları içinde kıvrılarak  akan dereler hala kuru…Su yok gibi… BOZDAĞ’ın karlı  doruklarının etekleri  hala  gri, ama yeşile dönmesi yakındır. Yaz Elmaları çiçeklerini henüz dökmüş,Kestane ve ulu çınarlar hala uykuda gibi… İzmir’den ayrılırken 20 derecelerde bıraktığımız hava sıcaklığı  hissedilir derecede serin…Montlarımızı giymesek de bizim İrahim’in kahvesinde  hala yanmakta olan   odun  sobası hava sıcaklığı hakkında fikir veriyor hepimize…

Dört masalık Küçücük kahvehane içine doluşuverdik.Çantalardan  çıkan kahvaltılıklar iştah açıcı… Bütün ısrarlarıma  rağmen  yine  biraz fazla kaçırdı ekip…Bu demektir ki yokuş çıkışımız maceralı olacak…Sokaklarında üç-beş yaşlı ihtiyarın gezindiği Bozdağ kasabasının  sessizliği   farklı bir huzur  veriyor insana.

Kahvaltı ve sabah çaylarını arka arkaya devirdikten  sonra Rota girişimize kadar  yine araç ile gittik. Bozdağ’a en yakın köy olan Elmabağı’na kadar…Elmabağı’nın eski adı Tekke köymüş… Anlamı ile benzeşmeyen köye Elmabağı denmiş,etrafının elma bahçeleri ile çevrilmiş olmasından gerek. Köy Bozdağ’a bakıyor ama aradaki ormanlık  sırt  görüntüyü yer yer engelliyor. Elmabağı’nın batı  sırtına,kestane ormanları içinden  yükselmeye başladığımızda Bozdağ’ın karlı dorukları da görünmeye başlıyor. Küçük asistanım Levent ve ablası Elif gördükleri manzara karşısında şaşkın ama yokuşun  yorucu  çıkışını  unutacak kadar da mutlular.Aslında bütün ekip aynı durumda… Ben de ilk kez girdiğim rotayı oldukça keyifli bulduğumu söyleyebilirim. Kestane ormanlarının   bittiği sırt  hattına vardığımda gözlerim  diğer vadideki GÖLCÜK’ü aradı ama  göremedim.Sanırım  sırta biraz daha  aşağıdan çıkmıştık. Sırt hattında  oldukça keyifli ve manzaralı bir yürüyüş ile  doğa yürüyüşümüz devam etti. 1.450 m.lik tepenin en son  noktasına  vardığımızda amacımız Ödemiş ovasını  görmekti ancak aradaki minik tepe  görüşümüzü kısıtlıyordu. Ancak Hemen sağımızda  uzanan Gölcük  gölü ve  kıyısındaki kırmızı kiremitli  şirin Gölcük evleri heyecanımızı biraz daha artırdı.Vadi boyunca  doyumsuz bir manzara hakimdi.Kısa bir süre izledik ışık  yapısı manzara için uygun olmasa da birkaç kare de  fotoğraf aldık. Bu nefis manzarayı doya  doya seyredip içimize sindirebilmek için görüş hakimiyeti bozulmayan  bir  sırt hattını tercih ederek Gölcük ovasına inişi tercih ettik. Tek katlı bahçeli evlerin bir çoğunun  tahta kepenkleri hala sıkı sıkıya  kapalı.. Evler,  yorucu bir kışın yalnızlığından grubun şen kahkahaları ile sıyrıldı…Göl kıyısında uzanan bakımsız tarlalar  adeta ekilmiş  gibi papatyalar ile kaplanmış… Ben,  papatya kokusunu  hiç bu kadar yoğun hissetmemiştim. İnsan adeta papatya çuvalında gibi hissediyor kendisini.Ancak o güzelim koku  maalesef  çok kısa sürdü… Neden mi? Göl kıyısında öbek öbek insan kalabalıklarının ortasından yükselen  mangal dumanları sanırım  nedenini de açıklar. Papatya  tarlaları üzerine yayılan sucuk,tavuk ve et kokusu bir anda açlığımızı hatırlatıverdi hepimize.

Göl kıyılarına serpilmiş kır kahveleri arasında her zamanki gibi  genç dostumuz Olgun’un çınar ağaçları altında göle hakim  olan kahvesi tercih edildi…Plastik masalar sahile hemen dizilendi.Ilık  bir güneş altında öğle yemeği için getirilen nevaleler tek tek sıralandı.Yaprak sarmalarının bolluğu dikkatimden  kaçmadı…Hepsi ayrı bir tad ve lezzette.Kalite kontrolünü bizzat  kendim yaptım…Hepsi de geçer not aldı.Bir ara  yan komşudan ödünç alınan  mangalın üzerine  kangallar halinde sıralanan  sucuklar  gözüme battı… Sucuk pişirme konusundaki yüksek ihtisasım dolayısıyla  olaya el koyarak mangalın başına  geçtim…Kısa sürede  kaç kilo  sucuk pişirdim hatırlamıyorum ama  her kangalın  ayrı bir tadı vardı…? Göl kıyısında  dolaşan kediler bile nasiplendi.En son kalan ekmekleri de yavruları ile  gölde yüzen kazlarla paylaştık…Sonrasında  göl manzaralı çay keyfimize de diyecek yoktu hani…Çaylarımız sonrasında seyre daldığımız Göl’ün karşı yamaçlarındaki çam ve kestane  ormanı adeta bizi çağırıyor gibi duruyordu… Haydi arkadaşlar dediğim zaman  herkes sanki aynı  şeyi düşünüyormuş ki “nereye  ?” bile  demeden  çağrıma  uydu…. Hedef, Ödemiş  üzerinden  Gölcüğe gelenlerin  Gölü ilk gördükleri yer  olan “AAAA !..” tepesi…. Gerçekten insana “Aaaa !..” dedirten bir manzara ve seyir güzelliğine  sahip.

Bitti mi ? Yok canım,o da ne demek ? Daha Adnan ağabeyin emeklilik sonrası kurduğu (Allah  herkese  böylesi bir emeklilik nasip etsin) muhteşem güzellikteki ve bin bir emek ile oluşturulmuş  meyve bahçesi içindeki dağ evi bizi bekliyor… Bu konaklama  Doğa yürüyüşümüzün  en  güzel anısı oldu… Teşekkürler Adnan ağabey… Emeğine ve yüreğine sağlık…Sevgili Oktay’ın yürüyüş süresince sırt çantasında taşıdığı ve sürpriz olarak  o ana kadar bizden sakladığı  10 kiloluk  karpuz da akıllara yer eden bir  başka  güzel anı oldu. Sana da teşekkürler Oktay… Fazla söze hacet var mı ?

Son akşam çaylarımızı  yine İbrahim’in kahvesinde içtik ve Bozdağ’ın  küçük bakkallarından yöreye ait  ürünler satın alarak servis aracımıza bindik.Biraz yorgun ama  huzur dolu bir hafta sonunu daha geride bırakmanın  buruk hüznü içinde yola koyulduk…

Unutmadım merak etmeyin… Aramıza il kez katılan sevgili Fatma,Songül,Aydın,Filiz ve sevgili çocukları güzel Elif tabi ki  küçük asistanım Levent, bizim bu çılgın dünyamıza HOS GELDİNİZ demeyi en sona bıraktım  merak etmeyin…

Bir başka Pazar ve başka güzel dostlarla  buluşmak tanışmak için…Biz hep buradayız… Eksik olan siz’siniz.. Bekleriz.

DİĞER HABER VE DUYURULAR