Fotoğraf Grubumuza katılın
Doğa Grubumuza katılın
Patikatrek organizasyonları Türkü Turizm güvencesi ile yapılmaktadır.
Belge no: 3959
KIZLARSİVRİSİ TIRMANIŞI,DAĞCILIK KAMP GÜNCESİ

Uzun yıllardan beri doğanın içindeyim ve yaklaşık on yıldan bu yana da düzenli aralıklarla Yüksek dağlara ve dağcılık faaliyetlerine gider gelirim… Bu yazı içinde sizlere aktarmayı ve paylaşabilmeyi umut ettiğim çok şey var.Ve umarım doğru şekilde aktarabilirim.Çünkü bu faaliyet esnasında yaşadıklarımız ile onca yıl içinde bir kez olsun karşılaşmadım.Doğada ve yüksek Dağlarda karşılaşılabilecek ve yaşanacak ne varsa nerdeyse  “hepsi birden”  tüm çıplaklığı ile karşımıza çıkıverdi. 23-30 HAZİRAN Kaçkar kampından elde olmayan  nedenlerden dolayı vazgeçmek durumunda kalınca zamanı boş geçirmemek için rotayı Beydağları  KIZLAR SİVRİSİ 3.070 m.  zirvesine çevirdik.Faaliyeti organize etmek çok zaman almadı.Ekibimizin yeni yetişmekte olan dağ kadrosu bir araya geliverdik hemen.

29 HAZIRAN 2007 akşamı saat  23.00 de aracımızın  kontağını çevirip, hep aynı klasik neşe ve espriler içinde  uzun bir gece yolculuğuna başladık…Günün ilk ışıkları ile birlikte  ANTALYA-ELMALI  ilçesinin  sokakları içinde alış veriş yapmak için açık market ve manav aramaya başladık.Bulduklarımızla yetinerek yönümüzü kamp kuracak olduğumuz  Elmalı SEDİR ARAŞTIRMA ORMANI ’na çevirdik. ELMALI - FİNİKE  yolunun 18.Km sine geldiğimizde  yolun solundan  vadi içine doğru yükselmeye başladık…Aracımızın camlarını tozlu yola  rağmen açarak sedir ve ardıç ağaçlarının mis gibi kokusunu  soluduk.Kapıda görevli bekçiye giriş izinlerimizi göstererek 1.600 m yükseklikteki  Çamkuyu  kamp alanımıza doğru araç ile tırmanmaya devam ettik... Kamp alanın altında yolumuzun üzerindeki 800 yıllık  ŞAH ARDIÇ (J.FOETIDISSIMA)’yı görmeden gitmek olmazdı.Aracımızı yol kıyısında bırakarak kısa bir sabah yürüyüşü ile o muhteşem  doğa harikasını görmek imkanı bulduk. 1.400 m rakımda 235 cm.ye ulaşan çapı ve 24 m lik boyu ile devasa bir duruş  sergiliyordu.İnsan şaşkınlığını ifade edecek kelime bulamıyor….

Çamkuyu kamp alanı 1.600 m yükseklikte Sedir ormanları içinde bir plato.Kamp alanı içinde Orman Bölge müdürlüğüne ait birkaç ev ve bungalov türü yapı mevcut. Kamp alanı içindeki  çayırlık düzlük içinde içme suyu kaynakları var.Kamp alanından,geniş çayırlık alanda aşağı doğru inildiğinde 3.sıradaki tulumbalı kuyunun suyu içilebiliyor. Tuvalet mevcut ancak gecen hafta bölgede düzenlenen  DAĞCILIK  şenliği dolayısıyla  yoğun bir kalabalığa ev sahipliği yaptığından yoğun bir sinek çeşitliliği ve aşırı koku dolayısıyla kimse kullanmak istemiyor. Tuvaletlere çeşme konmuş ama suyu akmıyor…Bu nedenle hijyen malzemeleriniz yanınızda bulundurmanız tavsiye edilir.

Kamp alanını önceki gelişlerimden de iyi bildiğim için beni endişeye düşüren bir şey daha vardı ki çadırlar kurulmadan önce arkadaşlarımı bilgilendirmek durumunda kaldım… Son yıllarda yurdumuzda karşılaşılan ve ölümlere sebep olan Kene ’ler ile burada da karşılaşılabilmek ihtimalinin yüksekliği beni en çok tedirgin eden faktörlerden birisiydi… Onca titizliğime ve dikkat etmeme rağmen çadırımda uyku halindeyken  çıplak olan sol kolumun üzerinde birisinin gezindiğini görmem ile bütün kampı da ayaklandırmam bir oldu.Kısa süren ama akıllarda kalan bir panik  havası yaşansa da  kamp süresince daha dikkatli olmamız gerektiğini hiç aklımızdan çıkarmadık.Kamp alanındaki görevliler merak etmeyin onlar insana yapışmaz dese de huzursuzluğumuzun dağılmasına yetmedi…Daha sonra ormanın ta içlerine grup olarak  gidişimiz esnasında bir tane de Sadık’ın tişörtü üzerinden uzaklaştırmak durumunda kalınca  kamp süresince  yaptığımız bütün konuşmaların ana konusu  çadırın içine kadar doluşan dev gibi iri sineklerden sonra keneler oldu ve hep  huzursuz olduk.

Kamp alanındaki oksijen yoğunluğu yol yorgunluğumuzu çabuk atmamıza sebep oldu…Bir iki saatlik bir uyku hali hepimizi dinlendirmişti…Akşam yemeklerini erken yedik ve hava kararmaya başladığında ise çadırlarımıza girdik…Ancak gecenin ilerleyen saatlerine kadar komşu kampın sahipleri, Akdeniz Üniversitesi Beden Eğt.Yüksek okulu  öğrencilerinin ateş başındaki müzikli eğlenceleri bir çoğumuzu uyutmadı… Allah’tan ki  gençlerin hepsinin de sesi güzeldi ve iyi türkü söylüyorlardı.Gece saat 00.30 gibi uykuya dalmışım….

Saat  02.00 de ise çalar saatimin alarmı ile  uyandım.Zirve çantalarımızı akşamdan hazırladığımız için bir iki bardak sıvı alarak ve çorba içerek kahvaltımızı da tamamladık… Tarihi Sedir ağaçları içinden  süzülerek gelen nefis bir dolunay ışığı geceyi aydınlatıyordu… Patikatrek Doğa Sporlarının Dağcılık kadrosu sporcuları olarak saat 03.00 de yürüyüş düzeninde toplandık.Sedir ağaçlarının dalları arasından  süzülerek yolumuzu aydınlatmaya çalışan ay ışığında, gecenin ve ormanın sessizliğini de bozmadan orman içinde yürümeye başladık. İşte bu başlangıç anı, benim olduğu kadar bütün ekibin de en fazla keyif aldığımız anlardan biriydi.Video Kamera ışığımın yeterli olmamasına rağmen o anı kafa lambalarımız ile aydınlatarak belgelendirmeye çalıştım.

1.700 m. lik boyuna geldiğimizde orman dokusunu da geride bırakmış olduk. Artık,Kızlar sivrisinin 3.070 m.lik zirvesi ay ışığı altında muhteşem bir siluet olarak karşımızda duruyordu… “Sıkıyorsa gel de tırman “ der gibi…  Kamp yerinden ayrılalı nerdeyse bir saatlik bir zaman  olmuştu…Kızlar sivrisinin  hemen altındaki geniş plato, ay ışığı ile yıkanmış, pırıl pırıl bir görünüm içindeydi.Gecenin sessizliğini bozan tek şey ise yürüyüş halindeki ekibimizin ayak sesleriydi.

Dolunay, olanca cömertliği ile, Dağın Kuzey-batı yamaçlarını aydınlatıyordu…Ana yoldan ayrılarak patikaya girmemiz gerekiyordu… Eskiden aklımda kaldığı kadarıyla, plato üzerinde bir ya da iki Yörük göçebe çadırı olmalıydı.Ters yönden esen rüzgardan olsa gerek,“ köpekler henüz kokumuzu alamadı” diye düşünürken, gecenin sessizliği ilk köpek havlaması ile bozuluverdi.Onu diğerleri takip etti…Aman Allahım ! Ne kadar da çoklar…

Her bir yandan  havlama sesleri birbirini takip etmeye başladı.Dağın yamacında,patika üzerinde ilk çeşmeye yakın bir çadır olduğunu  tahmin ediyor ve oradaki çoban köpeklerinin bize geçit vermemesinden çekiniyordum. Gecenin karanlığında, kafa  lambamın aydınlattığı  belki yüzlerce çift parlayan gözü hemen önümde görünce keçi sürüsünün nerdeyse tam içinde olduğumuzu anladım.Bu,daha büyük bir tehlikeydi…Hem ne olduğunu anlamayan  bir çoban ile karşılaşmak  hem de sürü içinde bizi görecek olan köpeklerin saldırganlığının artacak olması endişelerimi de katladı… Ama hemen önümde yatan ve küçük bir hırlama  ile sanki “ gelme buradayım “ diyen bir ses ile olduğumuz yerde durmak durumunda kaldık…Kafa lambalarımızın  ışık kuvveti çok fazla olduğu için mi,yoksa şafak  vakitlerinde dağa giden dağcılara alışık olduklarından mı bilmiyorum, köpekler yolumuzun üzerinden çekildiler…

Olanca sessizliğimiz ile,  sürüyü de ürkütmeden yola devam ettik…Arka tarafımıza doğru sessizce yaklaşan köpeği görünce ekibin artçısı Ali babayı uyardım ve dikkatli olmasını söyledim…Tehlike geçmişti… Çeşmenin hemen üzerinde bir  yerde mola verdik…Plato üzerindeki köpek seslerini dinleyerek göçer çadırlarının yerlerini tespit etmeye çalıştık…

Hava aydınlanmamıştı ama Kızlar sivrisinin arkasında önce laciverde, sonra kızıla dönen bir gökyüzü iyi fotoğraf veriyordu…Ancak sabahın serinliği terli vücutlarımız tarafından iyice hissedilmeye başladığından ekibi de düşünerek fotoğraf için zaman ayıramadım. Tek ardıç’ın yanına ulaştığımızda ise hava da aydınlanmıştı.Sırt hattında varyantlar yaparak tırmanmaya devam ettik.2.500 m platosunda bir mola daha verdik.Dağın arkasından yüzünü gösteren güneş içimizi ısıtmaya başlamıştı…

Enerji takviyesi için  çantalar açıldı…üzümler,fındıklar,kuru kaysılar ne varsa hepsi ortaya çıktı… Terli olan iç giysiler değiştirildi.Altımızda,ta aşağılarda kalan plato içindeki göçer çadırlarında da hayat,yeni güne “merhaba” diyerek başlamıştı… Keçi sürüleri dağın yamacındaki otlaklara  doğru hızla tırmanıyorlardı…Kısa molamız suresi içinde sürünün  kat ettiği tırmanma mesafesini görünce, kendimizin ne kadar yavaş tırmandığını ancak anlayabildik.

Saat 08.15 de 2.600 m.ye, yani boyun diye tabir edilen  platoya ulaştık…Daha geniş ve engebeli otlaklarda, sürü ve büyük baş hayvanlarla karşılaşarak yalnızlığımızı unuttuk… Bizi yaklaşık 45 dakikalık bir mesafede, geriden takip eden Hale ve ona eşlik eden Sadık’ı göz mesafesinden kaybetmiştik, ama telsiz haberleşmemiz sürüyordu…

Kızlar sivrisinin Güney yamacındaki Çarşak patika üzerinden zirveye doğru tırmanışımız devam ederken,zirveye varış saatimizi de tahmin etmeye  çalışıyordum…Başlangıç noktasında bu tahminim 08.30 ya da en geç 09.00 du.Lakin bu süre uzamıştı ve yaklaşık 30 dakikalık bir kaybımız vardı.Bir yandan tırmanırken  diğer yandan da havayı gözlemliyor,barometre üzerindeki değişiklikleri takip ediyordum…Hava açık güneşliydi… Basınç değerleri bulunduğumuz yüksekliğe göre normaldi…Hava sıcaklığı 2.600 m de normal değerlerdeydi ama 2.800 m.de hızla düşmeye başlamıştı… Endişelenmeye başlamıştım…Hava her an patlayabilir bozabilirdi…”Allahım hayır..” dedim... Bu kez, tam da 20 dakikalık bir süre kalmışken zirveye varmaya, “dönüş kararı almak durumunda bırakma beni” diye geçirdim içimden…

Biz ilk ekip,zirveye ulaşır ve dönerdik ama gerimizdeki Hale ve Sadık için çok daha fazla bir yıkım olurdu bu…Bu yüzden onları zirvede bekleme kararı aldık…Yedi kişilik birinci ekibimiz Saat 09.38 de Kızlar sivrisinin 3.070 m.lik zirvesine ulaştık…Saat 10.20 de ise Sadık ve Hale de bize katıldılar…

Buluşma anı çok keyifliydi…Ama bana göre hızla yaklaşan bir tehlike “ben geliyorum” diye bas bas bağırıyordu…Gökyüzündeki bulut hareketleri hızlanmaya başlamıştı.Güneyden gelen bir hava akımı ile  plato üzerinden dönerek yükselen  bulut hareketleri yukarıda birleştiği anda tehlikenin de tam ortasında kalacağımız aşikardı… Biraz da ses tonumu yükselterek ekibi uyardım ve hızla aşağı inmemiz gerektiğini anlatmaya çalıştım…O anda zirveye ulaşmanın hazzını daha uzun sure yaşamak istediklerini biliyordum…Hakları da vardı..Ama hava tehlikeli bir  şekilde bozmaya başlamıştı…zirvede iken tek tek düşen yağmur damlaları yaklaşan fırtınanın habercisiydi…

Hızla inmeye başladık…Az önce zorlanarak çıktığımız  dik yokuştaki Çarşak zemin ayaklarımız altından kayarak inişimizi kolaylaştırıyordu.Tam o esnada Celal Bayar Üniversitesi gençlerinin de küçük  gruplar halinde zirveye doğru geldiklerini gördük…İlk gelenlere yaklaşan tehlikeyi söylesek de dinletemedik…Tırmanmaya devam ettiler.

Yağmur belki bir iki dakika içinde gelip geçti…Kuzeyden gelen büyük ve içi dolu bir bulut kütlesi 2.600 m platosunun üzerine doğru yaklaşıyordu ve gözüm sürekli o buluta takılmıştı…Platoya indiğimiz anda da bizi nohut büyüklüğünde dolu olarak karşıladı…

Bulutun geçmesini bir kayanın dibinde korunarak bekledik…o bekleyiş anında pançolar ve yağmurluklarımızı da giydik… Plato,tam da kuzey-güney geçiş noktası olduğu için bulut bir türlü üzerimizden ayrılmıyordu…İlk şimşek çakması ve gök gürültüsü ile birlikte bulunduğumuz noktadan ayrılmamız ve inişe devam etmemiz gerektiğine kanaat getirdim…Dere yatağı içinden, şiddetli bir dolu yağışı altında inmeye devam ettik…Yağış gittikçe hızını artırıyordu…Tek ardıç sırtının başına kadar yağış hiç azalmadı…

Sırt  hattına geldiğimde ise korktuğum şey  başıma geldi…Aşağılarda Göçerlerin bulunduğu plato üzerinden hızla dağa,yani bize doğru yükselen bir fırtına bulutu  geliyordu  ki acilen barınacak bir yerler bulmamız gerekiyordu…Açık arazideydik ve yükselen hava akımının tam içinde kalacaktık.Şimşekler art arda çakarak adeta “ ben geliyorum ” diye bağırıyordu… Dolu yağışı ile ilk karşılaştığımız andan itibaren birbirimizle aramızdaki mesafeyi olabildiğince açarak bu noktaya kadar gelebilmiştik…Ama bundan sonrasının   nasıl olacağını kestirmek mümkün değildi…

Hatırlayabildiğim kadarıyla, en küçük yaşımdan beri doğa ile iç içe yaşamış belli dönemlerde fırtınalar ile karşılaşmış hat da benzerlerini yüksek dağlarda da yaşamıştım… Tecrübelerim ve deneyimlerim ile dağı koklar,durum tespiti yapar ve karar alırdım…İç güdülerim de beni hiç yanıltmamıştı…Ama bu kez karşılaştığım bambaşka bir şeydi…

Art arda  çakan şimşeklerin ve simsiyah bir bulut kütlesinin resmen tam içinde kalacaktık ve açık arazideydik…Telsiz haberleşmesini kesmiş olmamız  dolayısıyla grubun arkası ile ancak bağırarak iletişim kurmaya ve yapılması gerekeni önden başlayarak arkaya  doğru iletmeye  çalışıyordum.Ama maalesef ortalarda bir yerde hat kopuyordu…El işaretleri ile ve biraz daha yüksek  sesle bağırarak bütün ekibe, sırt hattının  hemen sağ yamacındaki kaya kütlelerine doğru yönelmelerini haykırdım…İlk kayanın altında benim çömeldiğimi gördüklerinde onların da çömelerek barınacakları bir kaya aramaya başladıklarını gördüğümde kısmen rahatladım…

Ekibin hepsi kendilerince uygun bir yer bulup beni de izleyerek çömelme pozisyonu almışlardı…Tahminleri zorlayacak bir hızda yağan dolu taneleri yere düştüğü anda pinpon topu gibi yerden tekrar zıplayarak bir iki metre daha yükseliyordu ki inanılması ve tarifi zor bir andı.Barınmaya çalıştığım kaya kütlesi beni  kısmen koruyordu ama diğer arkadaşlarımın ne durumda olduklarını bilememek endişesi, içimi kaplayan derin bir huzursuzluğa dönüşüyordu. Zaman bir türlü geçmiyordu… Kulakları sağır eden gök gürültüleri ve şimşek sesleri huzursuzluğumu katlıyordu…Kendimden çok ekip arkadaşlarımdan haber alamamaktı beni huzursuz eden… Bütün bir yıl içinde yaptığımız sohbetlerde bu gibi durumlarda ne yapılması gerektiğini sıklıkla anlatmıştım ama şu anda, anlatılanları hatırlayıp ne yapılacağını bilecek durumda olduklarını sanmıyordum.Fırtınanın tam ortasındaydık… Alçalmak demek daha çok risk almak demekti…bulunduğumuz yerde beklemek başka riskleri de taşısa, artık yapacak fazla bir şey de yoktu…

Yağışın şiddeti hiç azalmadı…Bir ara bir düdük sesi duyar gibi oldum ve bulunduğum yerden Ali Baba,Yüksel ve Dilek’i görebildim…Dilek ve Yüksel benden uzaktaydılar…Bir ara hemen göz temasımda olan Ali Baba’ya “yakınındakiler ile ses iletişimi kurmasını ve durum tespiti yapmamız gerektiğini” bağırarak anlatabildim…Halbuki çok değil benden en fazla 10 m uzaklıktaydı.Tamam işaretini aldığımda sevindim…

Yüksel ile Dilek birbirine çok yakınlardı ve Yüksel Bulunduğu yerden ayrılmış, Dilek’in başından bize işaretler gönderiyordu…Ali baba’nın da gittiğini gördüğümde sevimsiz bir durum ile karşı karşıya olduğumuzu anlamakta zorlanmadım.Artık fırtınayı ve yağan dolunun şiddetini hissetmiyor,Gök gürültülerini duymuyor ve şimşeklerin bize ne kadar yakın çaktığını görmüyordum…

Ali Baba’nın, Dilek’i Pançosunun içine aldığını gördüğümde endişelerim daha da artmıştı.Olay  yerine vardığımda Dilek ayakta duramayacak şekildeydi ve  titriyordu… Henüz şuuru açıktı ama vücudunun hızla ısı kaybettiği de aşikardı.Pançonun üzerine düşen dolu  tanelerinin çıkardığı sesten nerdeyse birbirimizi duyamıyor ve bağırarak konuşuyorduk.Hızlı bir şekilde üzerini değiştirmemiz gerekti.. Ayağındaki pantolon sırılsıklamdı…Üzerindeki polar ise ondan beter…Poların altından çıkan yağmurluğu gördüğüm de şaşkınlığım daha da arttı…Çantasında yedek kuru giysisinin olmadığını öğrendiğimde ise bu kez artan, kızgınlığım olmuştu…

Çantam da kuru giysilerim vardı…Ali baba benden önce davranarak kendi iç giysilerini verdi…biz Dilek’i giyindirmeye çalışırken bir yandan da Yüksel’e termostan sıcak su çıkartmasını söyledim.Bütün bunlar o kadar  kısa sürelerde cereyan etti ki o şartlar altında bunun nasıl gerçekleştiğini hala kavrayamıyorum… Titremenin durmaması halinde çantamdaki Hipotermi battaniyesini de kullanmak için durum değerlendirmesi yapıyor ve bir yandan da uygun yer bulmaya çalışıyordum…

Yağış olanca hızıyla devam ediyordu…Zemin nerdeyse ayakkabılarımızın üzerine kadar ulaşan bir dolu birikintisi ile kaplanmıştı…Her yer bir anda bembeyaz oldu…Üzerinde bulunduğumuz eğimli arazi üzerinden aşağı inmek artık daha da zorlaşacaktı…Dilek kendini biraz da olsa toplamış titreme azalmış ve sorularıma sağlıklı yanıtlar verebilecek duruma gelmişti.Tam o sıra da Sadık geldi ve  “Abi Yalçın da titremeye başladı” dediğinde, başımı gökyüzüne doğru kaldırıp “ Yeter artık yapma” diye, bağırmak geldi içimden…

Sanki iç sesimi duymuş gibi,dolunun şiddetinin azaldığını gördüm… Yalçın’ın o kadar kötü durumda olmadığını anlayıp,Dilek’in de kendini toparladığını gördüğümde bulunduğumuz yeri terk ederek kontrollü bir şekilde inmeye başladık… Hareket etmeye başladığımızda ısınan vücutlar tekrar toparlanmaya başlamıştı.Resmen karlı bir  zeminde tek ardıcın yanına kadar başka bir olay yaşamadan indik.Yağış durmuştu…Bu aşamadan sonra artık  patika üzerinden ilerleyerek Göçerlerin bulunduğu platoya ulaştık…

Arkamızdan Celal Bayar Üniversitesinin gençlerinin de dağdan indiğini gördüğümüzde, hele bir de onlarında ıslanmak dışında sorunu olmadığını öğrendiğimizde biraz daha rahatlamış ve fırtınayı Kızlar sivrisinin eteklerinde bırakarak kampın yolunu tutmuştuk.

Yol ne zaman bitecek kampa ne zaman varacağız diye düşündüğümüz anlarda Antalya AKUT bürosundan bir ekibin jeep ile bize doğru geldiğini gördük… Selamlaştık ve sorun yok dedikten sonra arkadan gelen küçük grupları da kontrol etmek için gittiler… Dönüşte ise bizi araca alarak  büyük bir nezaket örneği gösterdiler…TEŞEKKÜRLER…

Araç içinde ismini dahi sormaya fırsat bulamadığım bir ekip üyesinin “Abi büyük geçmiş olsun,kazasız bir şekilde ve dağda kimse kalmadan inmeniz mucize…böyle bir fırtınayı biz buralarda hiç yaşamadık” demeleri, yaşadıklarımızın  ciddiyetini gözler önüne seren en belirgin delil olsa gerek…

ALINACAK DERSLER :

 

  • Malzemen uygun değilse dağa kesinlikle gitme…Zor koşullarda seni yaşama bağlayacak ve hayatta kalma süreni uzatacak olan tek şey  sahip olduğun malzemedir unutma.
  • Dağlar gönül eğlendirme ve hoş vakit geçirme yerleri değildir,dağcılık da ciddiyetle yapılması gereken bir disiplin ve uyum sporudur aklından çıkartma…
  • Hava iyi dahi olsa, zirveye hep en kötü koşullara hazırlanarak git.
  • Yedek giysilerini daima naylon poşetler içinde çantana yerleştir…
  • Yiyeceklerinin tamamını  ilk molada bitirme…kampa dönünceye kadar çantanın bir köşesinde enerjini tazeleyecek birkaç parça yiyecek hep olsun…
  • Zirvede bir bardak kahveyi eksik iç,sıcak suyunu faaliyet bitinceye kadar sonlandırma.Termosunda hiç olmazsa iki bardak  suyun hep olsun…
  • Kötü hava koşullarında ekip üyeleri ile iletişim kurmak için yanında mutlaka düdük bulundur ve düdük ile  haberleşme dilini öğren…
  • Zirveler uzun süreli  kalmalar için uygun mekanlar değildir…Zirveye  vardıktan sonra orada çok oyalanma…
  • Zirveye mutlaka en geç öğleden önce ulaşmaya çalış…Ulaşamıyorsan geri dönüş yap…
  • Dağlarda hava akımları çok çabuk değişir… Tabandan zirveye doğru gelen hava akımları zirvede fırtınaya dönüşür… Unutma…
  • Zirvelerde,sırt hatlarında, boyun diye tabir edilen zirveler arasındaki geçiş noktalarında mümkün olduğunca  fırtınaya yakalanmamaya çalış…
  • Hava sıcaklığı ve basınç değerlerini sürekli takip et…Hava kötüleşmeden en az bir saat önce basınç değerleri ve hava sıcaklıkları da değişmeye başlar…Ani değişimler ile karşılaştığında kararlarını gözden geçir ve en kısa sürede kampa dönmeye, ya da barınacak bir yer bulmaya çalış…
  • İlk yardım setin ve Hipotermi battaniyen,uyku tulumun ve matın mutlaka zirve çantanda olsun…
  • Ekip liderinin uyarılarına ve talimatlara kesinlikle ve itiraz etmeden mutlaka uy…Onun aldığı kararlar o anda sana göre yanlış da olsa riayet et.
  • Dağa giderken birinci derecede kendine, sonra partnerine ve daha sonra da ekibe karşı sorumlusun unutma…
  • Zor anlarda zayıf halkaların ağır davranışlarına sabır göster…Onlar, senin gibi güçlü olamadıkları için zayıf  halka, bunun hep bilincinde ol ve öyle davran.
  • Zor anlarda panik yapma…panik halinde karar alma, hamle de yapma… bekle…
  • Fırtınalı ve yağışlı havalarda ekip arkadaşların ile arandaki yürüyüş mesafesini 5 m.ye kadar aç… Düşme anında onun da düşmesine sebep olabilirsin,ya da o seni düşürür…
  • Ekip içinde yaralı taşımaya uygun özelliklere sahip  bir çanta olmasına dikkat et.
  • Dağda yaşadığın kötü koşulların yaratıcısı ekip arkadaşın değil. Ona küsme, alınma, kırılma, darılma ve suçlama…



 

DİĞER YOL HİKAYELERİ