Fotoğraf Grubumuza katılın
Doğa Grubumuza katılın
Patikatrek organizasyonları Türkü Turizm güvencesi ile yapılmaktadır.
Belge no: 3959
KAÇKAR DAĞLARI FOTOĞRAF KAMPI

Sıcak hava dalgası Ege’yi kasıp kavuruyor.Dağların huzur dolu serinliğine alışkın olan bizler bu havalara nasıl katlanacak,nasıl geçecek yaz bekleyip  göreceğiz.İyiki aylar  öncesinden  gündeme almışız şu  KAÇKAR Fotoğraf Kampını. İstanbul’dan Emre ve Derya kampını adını telaffuz ettiğimiz günden beri gün saymaktalar. Bolkar dağları etkinliğimizde aramıza katılan Osman “ben de varım” dedi.. Kuzeni Kamil ve Çiğdem ile birlikte… Sadık ve bendeniz zaten her  faaliyetin demirbaş müdavimleriyiz. Eh !.. dedik, fotoğraf  kampı için bu sayı  fazlasıyla yeter de artar bile. Söke’den faaliyetlerimiz katılarak gruba renk katan Aysel ve son anda, doğa yürüyüşlerimizin ihtiyar delikanlısı Halil ağa “ beni unuttunuz,ben de varım” deyince ekip tamamlandı… Uçak biletleri aylar öncesinden alındı. Eksikler sırayla gözden geçirildi…Yeni lensler de sipariş edilip gelince her şey bir tamam…

Milli maç heyecanından uykusuz  gecen bir gecenin orta yerinde çantamı vurup sırtıma havaalanı yolunu tuttum…Bu  öyle bir tutuş oldu ki yolcu  giriş peronlarındaki güvenlik görevlilerinden  başka bir de ben  vardım koca salonda dolaşıp duran….Saatler çabuk geçti…Önce Sadık,sonra Aysel güvenlik kontrolünden geçerek  geldiler…Saat sabah 06.00 İzmir yeni bir sıcak güne daha uyanıyor…

Biz Ankara aktarmalı gidiyoruz…Emre ve Osman’lar bizim Ankara’ya  indiğimiz saatlerde Erzurum’a ayak bastılar….Onlara “gezin dolaşın  fotoğraf çekin ama cağ kebapçısına sakın gitmeyin birlikte  gideceğiz “dedik… Sözümü dinlemişler…Kare,kare fotoğrafını almışlar Erzurum’un…

Ankara üzerinden havalandık,İç Anadolu’nun bozkırları  üzerinden aşıp Sivas  üzerinden karlı dağların dorukları göründüğünde baharın  bu yöreye daha yeni  gelmekte olduğunu da gözlemledik uçaktan.Erzincan üzerinden alçalıp, havaalanını pas  gecen kaptan pilotumuz,bu yolculuk daha bitmedi dercesine Erzurum üzerinde bir tur attırdı bize…Ve nihayet sabah saatlerinde İzmir’de başlayan yolculuğumuz Erzurum’da başka bir boyuta  sıçradı…Yıllardır Kaptan şoförlüğümüzü yapan İsmail  “Ağabey ben  geldim” diye çaldırdı telefonu… Buluştuk…İlk durak cağ kebapçısı…Kebap şişleri dolu  geldi boş gitti… Yanında buz gibi ekşi ayran…Üzerine Kadayıf  dolması…Artık yola  çıkmak  zamanı…

İkinci durak Tortum gölü kıyısı  oldu…Her yıl gerçekleşen göle taş düşürme yarışmasının  galibi yine yok…Bulunduğumuz  yükseklikten olanca gücümüzle savurduğumuz taşların göl zeminine düştüğünü görmek yine  mümkün olmadı… Anı  fotoğrafları çekildi…Sonraki durak Tortum Şelalesi…Mevsim dolayısıyla su debisi yüksek…Ama 2004 de gördüğüm o muhteşem akıştan hala eser yok… “Küresel ısınma”  diyor radyolardaki ajans spikerleri.

Birkaç kare aldım şelaleden…Diğerleri ilk kez  görüyor şelaleyi.. Kıyı bucak  dolaştı ekip,ayak basmadık yer bırakmadılar…Ben de kurulup dut ağacının gölgesindeki bir tahta masaya, odun ateşinde demlenmiş çay yudumladım; şelalenin ak köpüklü sularına dalıp,söğüt ağaçlarının sarhoş dallarına bakarak…

Gün  kaybolmadan kayıp belde Yusufeli’ne ulaşmak gerek dedik; ayaklandık…Kaçıncı gelişim bilmiyorum ama bu gelişim daha farklı  oldu…Genelde gece geçtiğim Yusufeli’ni gündüz gözüyle görmek imkanı buldum ben de…Bütün ekip, kasaba içindeki evden bozma otele yerleşme telaşındayken Osman ve ben  aldık makinelerimizi omzumuza vurduk kendimizi,  delicesine akan Barhal çayının  karşı yamacındaki tepelere. Işık kaybolmadan,dağların gölgesi kasaba üzerine düşmeden bir iki kare fotoğraf alalım dedik…Kaçkarların zirvelerinden kopup  gelen soğuk bir rüzgar vadi içinden yamaçlara doğru esip durdu gezintimiz süresince…Barınamadık…üşüdük…

Barhal çayının iki kenarında kurulu derme çatma kahvelere indik,bu kez Barhal çayının akışına daldık  çaylarımızı yudumlarken. Dağların arasında sıkışıp kalan Yusufeli’ne gece erken geldi…Barhal’ın kıyısına indik…Üç ayak sehpalarımızı kurup gecesini de fotoğraflamaya başladık hem Barhal’ın hem de Yusufeli’nin…  Yol yorgunu gözlerimiz uykuya hasret erken girdik yataklara…

                        ***
Sabah daha horozlar bile  ötmeden  Halil abinin ayak sesleri ile uyandım…Bir iki  kare fotoğraf alırım belki diyerek erkenden çıktım sözde otel odamızdan… Sokaklar bomboş…Çorbacı yeni açmış…Halil ağaya uyduk ve yapmadığım bir şey yaptım…Tereyağlı kelle-paça içtim…Keşke içmez olsaydım…Üç gün boyunca geçmedi barsak ve mide  problemim…Etkinliğin  son günü  toparladım kendimi…

İsmail Hakkı  biraz geç geldi… Ekip de geç uyandı… Daha fazla gecikmeyelim diyerek kahvaltıyı Sarıgöl beldesindeki köy kahvelerine bıraktık…İyi de yapmışız…Fırından sıcak pide,bakkaldan  taze peynir,domates,salatalık ve taze  demlenmiş çay…Derya’cık bir de kocaman karpuz ekledi mi sofraya…Ufff !... yeme de yanında yat…

Emre ucuz berberi buldu sakal tıraşına  oturdu…Osman  ve Kamil fotoğraf derdinde…Biraz oyalandık… Vadi boyunca  yükselerek Barhal Beldesine ulaştık… Ziyaret yerimiz köyün hemen üstündeki Barhal kilisesi…Ermenilerden kalma taş yapı…uzun  yıllar cami olarak kullanılmasından olsa gerek  temiz kalmayı başarmış günümüze kadar…Yine dağıldık…Herkes  fotoğraf karesi peşinde…Dere kıyısına indim… Hem serin, hem yeşil…Derenin karşı  kıyısındaki arı kovanlarını  gördüm,oyalandım… dere koşar adım akıyor… Çoruh’a ve denize hasret… Hava kapanmaya başladı…Yağmur yağdı yağacak…

Barhal deresinin çılgın akışını fotoğraflamak için yol kıyılarında küçük molalar verdik…Yağmur geldi geçti…Ama yükseldikçe hava da serinlemeye başladı…Kızlar üşüyor… Yaylalar köyünde İsmail Hakkı‘yı araç ile Olgunlara yolladık…Biz yürüyerek  gideceğiz son bir saatlik yolu…Biraz  nefes açmak, ekibi de yayla havasına alıştırmak gerek…iyi oldu…Farklı kareler çektik yine…Akşam saatlerinde Olgunlara ulaştık…Pansiyonda odalarımız hazır…Dün geceden  sonra cennet gibi  geldi bize Kaçkar pansiyon…Rahatlığı ile…

Yağmur yağmaya  başladı… Hava iyice serinledi…Hava sıcaklığı 8 derecelere  düştü… İsmail Hoca kaloriferleri yaktı  sağ olsun… Herkesin gözü dışarıda…”Ya yağmur dinmezse ?” sorusu havada  dolaşıp duruyor…Aldırmıyorum…Kaçkarların havasını iyi  koklarım; "yarın hava pırı,l pırıl olacak" desem kimse inanmaz…Yol yorgunuyuz…Biraz da hava serin…Girip yatağa kemikleri ısıtmak ve  uyumak gerek…Halil ağam dere sesi iyi olur diye odayı dere tarafında seçmiş…Nerden bilsin garip uykusuz gecelere yoldaş olacağını… Deli gibi akan derenin sesinden  derin uykuya varamadık hiç…Halil ağabey akıllandı… Bundan sonra dağ tarafından seçecek odasını…Ömrün uzun olsun Halil ağabey…İyi geceler…

Zeynel AYDIN

DİĞER YOL HİKAYELERİ