Fotoğraf Grubumuza katılın
Doğa Grubumuza katılın
Patikatrek organizasyonları Türkü Turizm güvencesi ile yapılmaktadır.
Belge no: 3959
MERHABA KEŞİF DOSTLARI

Patikatrek Doğa Sporları aracılığıyla katıldığınız dağcılık, doğa sporları, rafting, fotoğraf gezileri, jeep-safari ve doğa yürüyüşleri gibi her aktivite ile takım olma becerisi kazanacak, bir bütünün parçası olup her zaman kendinizi daha faydalı bir birey olarak görecek, takım arkadaşlarınızla birlikte heyecan ve macerayı yasarken, kendi sınırlarınızı da yeniden keşfedeceksiniz. Deneyim ve eğitimli hocalar eşliğinde yaptığımız fotoğraf gezilerinde ise ışık avcılığı yapacak,Türkiye'nin keşfedilmemiş manzarasını fotoğraf karelerine yansıtırken izleyenlerinizde gidilesi duygular yaratarak, bir nevi gönüllü turizm elçiliği de yapacaksınız; her faaliyette bizzat yaşayıp deneyimlediklerinizle evinize daha huzurlu ve daha mutlu döneceksiniz.

KEŞİF YOLUNUZ  AÇIK VE AYDINLIK OLSUN.

  • EĞİTİM VE SEMİNERLER
    Bir keşif yolculuğu

    Doğa yürüyüşü; adı üstünde, doğada, açık alanda, ya tek başımıza ya da grup halinde yapılan, çoğunlukla da piknik alanları çevresinde kent ormanı içinde yapılan gezintilerle karıştırılan günümüzün en popüler sportif uğraşısı…

     

    Kent yaşamı içinde bunalan bireyin kente yakın veya uzak ayrımı yapmadan kendisini doğanın kucağına atarak soluk aldığı, doğayı gözlemleyerek mevsimsel dönüşüm ve değişimleri de yerinde gözlemleyerek adeta kendisini yenilediği Pazar kaçamaklarıdır biraz da diyebiliriz Doğa yürüyüşleri için…

     

    Sadece Pazar günleri mi yapılır? Tabi ki hayır; uygun zaman ve imkân yaratıldığında her zaman yapılır; ancak bu sporun sağlıklı ve daha keyifli bir şekilde yapılabilmesi ve  (her ne kadar yok veya düşük dense de ) risk unsurunun sıfırlanabilmesi için, kendi içinde öncesi ve sonrasıyla uyulması gereken mutlak zorunlulukları olduğunu da akıldan çıkartmamak gerek.

     

     

    Doğa dendiği zaman her ne kadar yemyeşil kırsal yaşam alanları, rengârenk çiçekler ve daha bir dizi göze hoş gelecek tanımlamalar akla gelse de alışık olmadığımız yaşam alanları olması sebebiyle, kişinin kendisine bağlı, bilgi birikimi ve deneyim eksikliği ya da fiziki yetersizlik faktörlerinden beslenen riskleri saymazsak yürüme alanları, çevre faktörleri, iklimsel özelliklerden tutun da doğanın gerçek sahiplerine varıncaya kadar doğal bir çok riski de kendi içinde saklar doğa yürüyüşleri veya doğada yapılan tüm spor faaliyetleri…

     

     

    Kısacası; var olduğu günden bu yana, doğanın bir parçası olan ve genlerinde doğayla birlikte yaşama, varlığını onun içinde sürdürme şifreleri mevcut olan insan; Sanayi ve teknoloji devrimiyle birlikte, adına şehir dediği, hem kendine, hem de doğaya zehir kusan kapalı yaşam alanları içine hem ruhunu hem bedenini hapsetmeye, ileri teknoloji kullanımının getirdiği esareti ve yeni yaşam stilini konfor adıyla tanımlamaya başladığı andan itibaren bizzat kendine yalan söyleyerek, hem kendine hem çevreye hem de gelecek nesillere de ihanetinin farkında olmamaya başladı. Varlığının yegane sebebi olan doğadan, çoğunlukla da tahrip boyutunu da aşarak katliam derecesinde onun üstünde hakimiyet kurma cehaleti yüzünden uzaklaşarak geleceğini hızla yok etme eğilimi sergiliyor dersek kimsenin “Hayır” diyeceğini sanmıyorum. Doğadan ve doğal olandan uzaklaşma çabalarımız sonucunda Domates ve patlıcana varıncaya kadar bir dizi gıda, meyve ve sebzenin tarım alanlarında ya da doğal olarak yetiştiğini bilmeyen üstüne üstlük hepsinin büyük marketlerde yetiştirildiğini sanan evlatlarımız oldu bugün; gelişen teknolojinin geliştirdiği gıdaları yiyerek de ya Emperyal ilaç firmalarının gönüllü deney fareleri olduk ya da tekmili birden hastalıklı bir nesil…

     

    Doğal olanı anlamak için önce doğayı gözlemlemek, tanımak ve bilmek gerek diyerek çıktığımız bu yolda, doğa yürüyüşü adıyla isimlendirdiğimiz bu etkinlikler, aslında bir keşif yolculuğudur; hem kendini ve kendi sınırlarını, hem de doğayı ve onun koynunda saklanmış gizemleri yerinde görme, keşfetme eylemi. Doğanın içinde ve teknoloji kullanmadan yani teknolojinin son model çoğunlukla da gürültülü motorlu teneke kutuları içinde olmaktan uzak, tamamen doğal bir biçimde yani yürüyerek bir yerden bir yere ulaşma ve bir dizi hareket zorunluluğu olması sebebiyle de insanın doğasına uygun en doğal sportif faaliyetlerdir doğa yürüyüşleri...

     

     

    O yüzden diyoruz ki; ey kendini plazaların, apartmanların daha doğrusu tamamen rantiyeci bir yapı mühendisliğinin ürünü olan kibrit kutuları içine hapsederek çevreden kopuk, yaşadığını sanan yeni nesil, kırın zincirlerinizi; yaşam alanlarınız içinde genlerinizden gelen doğa özlemini gidermek için büyüttüğünüz her türlü süs bitkisi soluduğunuz havadan, sizin oksijeninizle beslenir; atın kendinizi doğanın kucağına, azıcık soluk alın; yüzünüze, gözünüze kan gelsin… Doğanın size sağlayacağı bedava yaşama enerjisiyle yıkanarak yeni baştan doğun, sizin deyiminizle “resetleyin” kendinizi; hiç endişe etmeyin; hiçbir ağaç, hiçbir çiçek, hiçbir yosun ve dağların doruklarından bin bir çeşit planktonu bekleyenlere coşkuyla taşıyan hiçbir dere sizden “Kontür” istemeyecek merak etmeyin…

     

    Yeter ki unuttuğunuz ya da bilinçli olarak unutturulan yüreğinizdeki sevgi tohumlarını bırakın doğanın koynuna; onun o bereketli havzalarına yeter ki şehir atıklarınızı taşımayın…

     

     

    Haydi, yeniden doğaya; işgale, talana, içine etmeye değil, “Uhuletle ve suhuletle  gidilen bir Doğa yürüyüşü ve keşif yolculuğuna diyelim....bir de Doğada bir şey bırakmanız gerekirse sadece ayak izinizi, almanız gerekirse de sadece fotoğrafını alın diyerek…

     

    Bir Pazar günü doğada buluşmak umuduyla 

    Sevgi ve selam ile

     

    Zeynel AYDIN

    Patikatrek Doğa Sporları

    15.02.2019

  • HABERLER-DUYURULAR
    Doğa Yürüyüşü ve Beslenme

    Doğa yürüyüşü sporu içeriğinde bazı direnç yükselmeleri olan ve çoğunlukla şehirden uzak açık alanlarda ve uzun süren bir dayanıklılık sporudur. İki saniyelik de olsa yürüyüş anında ortaya çıkan bir direnç, glikojeni harekete geçirmek için yeterlidir. 30 saniyelik yoğun bir çaba ise kaslarda bulunan rezervlerin % 25& ile %40 ını boşaltmaya yeterlidir.Uzun süreli eforun temel yakıtları; dizel yakıt olarak adlandırılan Trigliserid’ler ve süper yakıt olarak adlandırılan Glikojendir (vücudun şeker rezervi yaklaşık  bir buçuk saat direnç ile sınırlıdır). Örneğin : 6 kg lık bir çanta taşıyan 70 kg' lık bir kişi için bir dağ gezintisinde ortalama enerji harcaması saatte 500 Kilokaloridir ki bu da 3 ila 8 saatlik yürüyüş için 1.500 ila 4.000 kcal arasında bir efordur (ortalama günlük 1.800 ila 2.000 Kilokalori günlük harcamaya eklenecek). Bu noktaları göz önünde bulundurduğumuzda, uzun süreli yürüyüşlerde : ilk 90 dakika güç gereksinimi için iyi bir glikojen rezervine sahip olunması (akşam yenen yemek ile kahvaltın rolü budur); Glikojeni biriktirmek için düzenli olarak hızlı şeker takviyesi ile yakıt takviyesi gibi ya da tekrar şarj olmak  gerekir.


    Yeterli miktarda trigliserid yedeklemek


    Hızlı Şekerler:
    Bunlar hızla metabolize olan gıdalardır (tadı tatlı yiyecekler;meyve,bal,sütlü ürünler,şeker ve meşrubatlar), ağız yoluyla absorbe edildikten sonra, 25. veya 30. dakikadan sonra kana GLUCOSE olarak geçer. YAVAŞ ŞEKERLER ise (makarna,pilav,ekmek,mercimek v.b.gibi) 1 1/2 ila 2 saat sonra kana geçerler.


     
    Trigliseridler:
    Vücut yağının depolandığı formdur. Trigliseridler esasen; şeker, alkol ve yediğimiz yağların işlenmesinden kaynaklanan besin kökenlidir. 1 kg vücut yağı yaklaşık 8.000 Kilokalori içerir. Örneğin 25 kg yağa sahip olan bir kişi (vücutta% 33 yağ ile 75 kg lık bir bireye karşılık gelir) teorik olarak yaklaşık 200.000 kalorilik bir enerji kapasitesine sahiptir ve yine teorik olarak beslenmeden 2.700 km yol gidebilir.

    Pratik Uygulamalar ve Sırt Çantanızın Hazırlanması


    İçecekler :
    Birkaç saatlik bir yürüyüş için her zamankinden en az bir litre daha fazla su için. Dağlarda yürümek, büyük bir susuzluğa neden olmasa bile önemli miktarda su harcamasına sebep verir. Susuzluk duygusu, açlık hissinin
    aksine, çok zayıf işaret verir. Susuzluğu beklerseniz, su kaybını durdurmak için geç kalırsınız. “susuz kalmadan veya “susamadan” önce mutlaka yudum yudum su için.
     
    Götürülecekler :
    Sırt çantasında kolayca erişilebilen 75 cl lik iki şişe su alınabilir.Enerji verici yiyecekler seçtiyseniz Enerji içeceği almaya gerek yoktur. Aksi durumda 1 1/2 litrelik enerji içeceği ihtiyacınızı karşılayabilir.
     
     
    Yürüyüş Sürecinde Beslenme


    Piknik Ritüeli :
    Çok hızlı kalori alımı günlük kalori harcamasına karşın orantısız olacaktır. Klasik piknik şu şekilde olabilir ; Kapalı plastik bir kapta karışık salata (pilav, ton balığı, yumurta, domates, zeytin, yağ) veya makarna salatası veya mercimek salatası v.s 30 g. Sert peynir. 2 dilim Sosis. 1 dilim Jambon. 80 g. kepekli ekmek. 2 taze meyve portakal, elma veya muz gibi. 4 kare çikolata.
     
    2. Atıştırmalık Enerji Takviyesi
     
    Yüke duyarlı ve seyir halindeyseniz ; 1 torbada 120 g. kurutulmuş meyve (kuru kayısı, kurutulmuş muz ve kuru incir karışımı). 60 g. Kuruyemiş (badem, fındık ve ceviz). Markette satılan 1 adet tahıllı bar. 8 kare çikolata. Enerji bisküvisi. Not : Açlık hissini beklemeden yürüyüş sırasında yiyecek alımı düzenli olmalıdır.

    Yürüyüş Sonrası Akşam Yemeği


    Akşam yemeğinin restoratif olması gerekir. Akşam yemeği, iyileştirme rasyolu olmalıdır :Yüksek karbonhidrat, sıvı alımı zengin, hipotoksik (süt-tahıl) ve normokalorik (aşırı ve yetersiz kalori alımı olmamalı) şeklinde.

    Örnek : Sebze çorbası Pişmiş yeşil sebzeler + pirinç pilavı veya buharda pişmiş patates Taze meyve Bol içecek.

  • YOL HİKAYELERİ
    "Ben geldim bak; hayırsızın..."

    Göz gözü görmeyen, yoğun bir yer dumanı içinde, belli belirsiz bir siluet halinde yol alıyordu yaşlı bir adam; sırtındaki 25 kg’ lık çantanın ağırlığı altında ezilmeden nefes, nefese tırmandığı son yokuşun her bir çakıl taşıyla tanış olmuşlardı artık, gele-gide. Geride bıraktığı onca yılın anılarını da taşıyordu sanki çantasındaki ağırlık yetmezmiş gibi. Alnından yanaklarına doğru yarış eder gibi akan ter taneciklerini silmeye çalıştığı her gelişinde “ Bu son artık, bir daha zor gelirim…” dese de, her yenibaharda yeniden yeşerirdi içindeki dağ sevdası; tıpkı ilk güneşi gördüğünde serpilip açılıveren dağ çiçekleri gibi.

     

    Derin bir iç çekişin ardından yeniden hızlandı yorgun ayakları; “yıkılmadan çıkmalısın…” dedi içinde yıllardır dırdır edip duran ve bir türlü bastıramadığı o bildik ses. “Artık dalga geçiyor benimle… “ diye düşündü adam; bilgelikle… Her yeni gelişte biraz daha yavaşladığını türlü bahanelerle belli etmemeye çalışsa da inkâr edilemez bir gerçeği de vardı yaşamın.

     

    Onca yıl içinde onun peşine düşüp de bu dağlara gelenlerin, tecrübesine mi, yoksa ona mı güvenerek geldiğini de bir türlü çözemedi geçen yıllar içinde; öyle ya, ne zaman nerede tekleyip duracağı belli olmayan yaşlı bir yürekti taşıdığı nihayetinde. Dağ sevgisi sayesinde ne insanlar biriktirmişti o koca yürek,yaşamında. İçinde yürüdüğü her dağ ile kurduğu güçlü ve özel bir bağ vardı ki, ne zaman dağ ve insan ilişkisini anlatmaya çalışsa yetmezdi kelimeler; içinde bir yerlerde, dağ rüzgârları gibi esen coşkulu bir duygu seliyle birlikte hep gözleri nemlenir ve söyleyeceği her söz bir tarifsizlik girdabında kaybolup giderdi.

     

     

    Bu son yokuşta bir kez daha durdu adam; soluk soluğa arkasından gelenlerin nefesi ile karışan kendi nefesini ayırt etmek için… Son düzlükte, güneyden kuzeye akıp giden rüzgârın terli saçlarını okşayan tatlı serinliğini iliklerine kadar hissederken “Her şey yolunda” diye düşündü… Rüzgârın önüne katıp kovaladığı nem yüklü bulutların içinde hafif bir ürperme ile doğruldu oturduğu taşın üstünden. Geriye dönerek teşekkür etti, oturduğu yosun ve likenlerle kaplanmış taşa.

     

    Ayaklarının altında uzayıp giden derin ve uzun bir vadi vardı artık; aynı vadiyle bir kez daha karşılaşmanın, buralara bir kez daha gelebilmiş olmanın keyfiyle dolu o meşhur bakışıyla haykırdı elinde olmadan “Ben geldim bak; hayırsızın !..” diyerek. Zirvesinde bulutların semaha durduğu o bildik dağı sağ yamacına alıp yavaş, yavaş inmeye başladı ince bir patikadan… Her zorlu tırmanış ve inişler sonrasında, yamaçlarda kaybolmaya yüz tutmuş o patikaları açan, oralarda ayak izlerini ilk bırakanları düşünürdü hep; “kim bilir hangi duygularla yürüdüler ve ne zorluklarla açtılar bu yolları…” diyerek dalıp gitti hiç yaşamadığı anılara bir kez daha. Öyle ya! İnsanın bir şeyi anımsaması için ille de başına gelmesi ve yaşamış olması da gerekmiyor… Sarp yamaçlarla çevrilmiş vadinin derinliklerinden birbiri ardına kopup gelen bulutların gelişine bakıp bu çılgın gelişlerin bir “Hoş geldin” karşılaması mı, yoksa “niye geldin…” serzenişi mi, ya da “haydi çabuk ol yağmur damlaları ağırlık yapıyor üstüme…” uyarısı mı olduğunu anlayamadı. “Yaşlandık…” dedi mırıldanarak; arkasında yürüyen dağdaşları kendi nefeslerinin gürültüsünden olsa gerek duymadılar bile onu; ama o duyulmuş olma endişesiyle geriye doğru dönüp muziplikle karışık bir kez baktı arkasından gelenlere; 1.2.3… 15 diye saydı gözleriyle; herkes aynı hizada, aynı aralıkla yürüyordu işte; kendi yorgunluğunu da taşıyarak… Sarp yamaçtan aşağıya süzülüp indiler hep birlikte.

     

     

    Az ötesinde menderesler çizerek akan dereye takıldı gözleri; “hep aynı ahenk,  aynı düzen içinde ve aynı yerinden akıp duruyor “dedi; yıllardan beri… “Ne canları beslemiş, kimlere Can suyu olmuştur acep…” dedi içinden. Hiç yüksünmeden şikayet edip delilenmeden akıp duruyor işte; eğilip bir içimlik suyunu avuçladı her zaman ki gibi; “baba nasihatidir,  yanından geçtiğin her sudan bir avuç içmek bana, siz de boş geçmeyin…” dedi arkasından yürüyenlere… Hep birlikte soluklandılar… Ağustos güneşini perdeleyen bulut denizi onun yakıcı etkisini azaltsa da güneş şuralarda bir yerde diye düşündü başını kaldırarak göğe… "Gök de yerinde değil bugün, haydee! " diye seslendi geride kalanlara; adımlar hızlandı, nefesler baton seslerine karışmış düzenli bir ritim halinde duyulur oldu yeni baştan… “Yürü, yürü nereye kadar arkadaş, azıcık daha oyalansak burada da şu güzelim doğanın keyfini çıkartsak biraz…” dediğini duydu içlerinden birisinin… Dağlarda konforlu bir seyahat ve keyifle yol almanın ancak kuru kalmak ile mümkün olabileceğini anlatmaya çalışmadı yeni baştan; aldırmaz ve kendinden emin bir edayla yürüdü metrelerce önceden hedef olarak belirlediği kaya kütlesine doğru… Az önce pamuk yığınları benzeri üzerine koşturarak gelen ak pak bulutlar şimdilerde karardıkça kararmış, “çabuk ol…” der gibiydiler sanki… O taşın ardındaki düzlükte nasıl bir manzaranın olduğunu çok iyi biliyordu ve hemen arkasından gelene yol verdi; önce o görsün diyerek; anlat dedi sonra, arkadaşların da duysun… İki dağın arasındaki geniş düzlükte saklanan büyükçe buzul gölü muhteşem bir manzara sundu bakan gözlere; gölün suyunu yalayıp geçerek dağların doruklarına doğru koşturup duran bulutlar arasından bir görünüp, bir kaybolarak… Onca yıl içinde bu gölün kıyısına kaçıncı gelişi olduğunu unutan adam, yine herkesten sonra ve en son gördü gölü ve yine haykırdı bastıramadığı iç sesi “ Ben yine geldim bak; hayırsızın…” diyerek.

     

     

    Dokuz gün sürecek uzun dağ yolculuğunun ilk uzun molası için kamp kurma hazırlıkları başladı hemen; muhteşem manzaranın etkisinden kurtulamamış bir iki vurdumduymazın boş vermişliğine aldırmadan… İlk çadırlar kurulur kurulmaz bulutların sabırlı bekleyişi de sona erdi ve artan bir şiddetle yağmur damlalarını bırakmaya başladılar yere… “İşte tam da bu, bildiğim beklediğim gerçek bir Hoş geldin senfonisidir… İyi dinleyip kulak verin ona…” diye seslendi adam dışarıda kalıp, şaşkın bakışlar eşliğinde gök gürültülü yağmuru izleyenlere…

     

    Herkes çadırlarına girdiğinde gök tanrısı da susmuş, derin bir sessizlik kaplamıştı her yanı; belli ki o da yorgundu kendileri gibi…

     

    Hep birlikte derin bir uykuya daldılar, gün ortasında…

     

    Zeynel AYDIN - Eylül 2018