Fotoğraf Grubumuza katılın
Doğa Grubumuza katılın
Patikatrek organizasyonları Türkü Turizm güvencesi ile yapılmaktadır.
Belge no: 3959
MERHABA KEŞİF DOSTLARI

Patikatrek Doğa Sporları aracılığıyla katıldığınız dağcılık, doğa sporları, rafting, fotoğraf gezileri, jeep-safari ve doğa yürüyüşleri gibi her aktivite ile takım olma becerisi kazanacak, bir bütünün parçası olup her zaman kendinizi daha faydalı bir birey olarak görecek, takım arkadaşlarınızla birlikte heyecan ve macerayı yasarken, kendi sınırlarınızı da yeniden keşfedeceksiniz. Deneyim ve eğitimli hocalar eşliğinde yaptığımız fotoğraf gezilerinde ise ışık avcılığı yapacak,Türkiye'nin keşfedilmemiş manzarasını fotoğraf karelerine yansıtırken izleyenlerinizde gidilesi duygular yaratarak, bir nevi gönüllü turizm elçiliği de yapacaksınız; her faaliyette bizzat yaşayıp deneyimlediklerinizle evinize daha huzurlu ve daha mutlu döneceksiniz.

KEŞİF YOLUNUZ  AÇIK VE AYDINLIK OLSUN.

  • EĞİTİM VE SEMİNERLER
    Doğa Yürüyüşü ne değildir ?

    Doğa Yürüyüşleri dendiği zaman aklınıza ne geliyor bilemem; lakin bu sayfa içindeki Eğitim ve Seminer notları -Yol Hikâyeleri gibi farklı sayfa başlıklarını ziyaret ederek, içeriklerine şöyle bir göz atma imkânı bulduysanız, olabildiğince fazla, ayrıntılı bilgiye ulaşabilirsiniz. O yüzden bu yazının ilerleyen bölümleri içinde sizinle “Doğa yürüyüşleri ne değildir?” onu paylaşacağım. Bilgi kirliliği yaratmadan tamamen kendi deneyim ve yaşanmışlıklarımızdan derleyerek paylaştığımız bu bilgilerin artık birçok doğa grubu, doğasever ve hatta bu konuyu işleyerek yayın yapan web sayfaları için başvuru-referans, bilgi, kaynakça olarak da paylaşıldığını görebilirsiniz; azıcık araştırmacı yanınız varsa.

     

    Bu sayfada okuyacağınız bilgilerin özünde Patikatrek Doğa Sporları Eğitim Merkezinin neredeyse çeyrek asırlık birikimleri var, beğenseniz de, beğenmeseniz de… Bizimle veya herhangi bir grupla bugün yürüdüğünüz birçok patikada ise yirmi yıllık geçmişimizde bize yol arkadaşlığı yapan Can'ların ayak izleri ve alın terleri var… Birçok kişinin telaffuz etmekte zorlandığı ismimiz,  -yani Patikatrek adı -  İzmir coğrafyası içinde, açıp da yürümeyi unuttuğumuz patikalardan ve o patikaların açılmasına katkı koyan, alın teri döken, bugünlerde hala yürüyen-yürümeyen birçok arkadaşımızın anısına duyduğumuz saygıdan esinlenerek oluştu. Bugün yanımızda olsalar da olmasalar da, bu oluşumun ortaya çıkmasına katkı koyan, kalıcılığını sağlamak adına fikir verip öneri sunan, bu sporunun yapılabilirliğini kolaylaştıran herkese minnet borcumuz var; o yüzden Türkiye’nin ilk Marka Tescil Belgeli “Doğa ve Fotoğraf Grubu” olmanın mutluluk ve ayrıcalığını da biliyoruz, sorumluluğunu da… Yapmak gayreti içinde olduğumuz bu sporun gelişmesi yolunda attığımız her adıma el uzatıp destek olan da bizden, dil uzatıp köstek olan da… O dillere acı biber sürecek halimiz yok; ama keşke kolay olanı seçip bizi eleştirirken, bize cevap hakkı vermeyiş sebeplerini de açıklayabilselerdi hitap ettikleri kitleye… Demem o ki, varın siz kırlarda bayırlarda özgürce zıplayan bir tavşan olun; ki hangi avcının masasında meze olursunuz bizim derdimiz değildir; bırakın da biz kendi kabuğu içinde saklanan, usul usul yol alan bir kaplumbağa kalalım…Zor anlarda bizi hayata bağlayan içine saklandığımız kurallar dizinidir sırtımızda taşıdığımız kabuğumuz...


    Patikatrek Doğa Sporları Eğitim Merkezi olarak geride bıraktığımız onca yıl içinde, sorumluluğunu yüklendiğimiz misyonun gereği olarak, Doğa Yürüyüşleri Sporunun oturmuş ve kabul görmüş birçok kuralını yazma ayrıcalığı ve bu sporun daha çok kitleye ulaşıp, sevilerek yapılıyor olmasına koyduğumuz katkının da farkındayız; siz bizi tanıyor olsanız da, olmasanız da; biz hep durduğumuz yerin bilinciyle hareket ediyor olacağız merak etmeyin...

     

    20 yıla uzanan geçmişimizde, her yeni sezonun başında, ya da sonunda, hem geçmişimizi ve geldiğimiz noktayı anımsamak, hem de geride kalan sezonun kısa bir değerlendirme ve kritiğini yapmayı alışkanlık edindik… Bu yazı ve içeriği de bu kapsamda kalem alındı ki bir övgü, bir payelenmeden çok hakkımızda yapılan eleştirilere cevap olması kadar, öz eleştiri niteliği de taşır…

     

     

    Eğer, insanlık tarihi hakkında az da olsa bilgi sahibiyseniz, milyon yıllık süreçte insan-doğa ilişkisi ve insanın doğa ve doğa olaylarına karşı verdiği mücadele ile doğaya egemen olabilme gayret ve çabalarını görürsünüz… Derdimiz o tarihi süreci sil baştan irdelemek değil, lakin onca yıllık süreçte insanlık sizce doğayla sürüp giden bu mücadelesinde başarılı olabilmiş midir? diye sorsam alacağımız cevapların çoğu mesnetsiz ve askıda kalacaktır eminim…

     

    Doğayı güçlü ve kalıcı kılan, kendi doğal döngüsü içinde oluşan, gelişen durum ve değişime paralel olarak da kendiliğinden güncellenen kurallarıdır ki, insanı zayıf, gidici kılan ise doğanın kurallarına karşı direnme güdüsü, onu alt edeceğine kendini inandırma aymazlığı, egosu ve kural tanımamışlığıdır… O yüzden insanın iki hayatı vardır; birisi alışık olduğu yerlerde sıradan, her zamanki yaşama alışkanlığı, diğeri de alışık olmadığı coğrafyalarda (yani doğada) bazen mecburiyetten bazen de tesadüfen bulunma durumu… O sebepten hep deriz ve tanımlarız ki doğa sizin yaşamaya alışık olmadığınız ve insana ait unsurların hiç bulunmadığı bir coğrafyadır. Kendi yaşam alanları içindeki konfor ve düzeni sağlamak adına kurallar oluşturan insanın alışık olmadığı coğrafyalarda yani doğada, doğanın gücünü bilmezlik ve onun kurallarına karşı durması, çoğunlukla da kural tanımamışlık hali o insanın bir nevi kendi sonunu hazırlama durumudur…

     

    Bir zamanlar, içinde insanın hiç bulunmadığı koca bir doğal coğrafyada, onca yıllık tarihi bir süreçte, sadece kendi güvenli yaşam alanlarını oluşturmakla ömrünü tamamlayan insan unsurunun, büyük resimde doğanın küçücük bir kum tanesi kadar bile olamayacağı gerçeğinin farkına varamayışı ne acıdır…

     

    Kendi yaşam alanlarında kendi koyduğu kurallar ve işleyişten sıkılarak, en yakın doğal alanlara kaçıp, oralardaki kural tanımamazlık halini güya “Özgürlük” olarak adlandırma gaflet ve cehaletini varın siz adlandırın ki benimkisi fazlaca acıtan bir tanımlama olmasın… İstediğini, istediği zaman ve istediği yerde, istediği şekilde yapmanın adına “özgürlük” diyebilmek cehaletten öte nedir ki?

     

     

    Bütün bunları niye yazdım; bazılarına göre sert, bazılarına göre anlamsız gelebilecek bu hitabet şeklini neden kullandım şaşırmış olabilir, hatta kendinizce buna bir takım anlamlar da yüklemiş olabilirsiniz; bu tamamen sizin algı şekliniz olup, çıkaracağınız sonuçlar da sizi bağlar. Bizimkisi, doğa dediğiniz zaman aklınıza ilk olarak, bin bir çiçekle benzenmiş kırlar, yeşile dönmüş alabildiğince uzanan çayırlar, saçlarınızı tatlı tatlı okşayan ılık bir rüzgâr, uzaktan uzağa kulağınıza gelen kuş sesleri, kekik kokulu yamaçlarda kanat çırpan kelebekler gelmesin diyedir...

     

    Günümüzde Tuvalete oturmanın bile bir edep ve kuralı varsa doğaya çıkmanın, doğada güvenli biçimde yol alarak barınmanın yani kısaca doğada bulunmanın ve özelikle de doğaya spor ve keşif amaçlı gitmenin kuralsızlığını aklınıza bile getirmeyin; oturun oturduğunuz yerde… Başınıza en ufak bir hal geldiğinde devletin güvenlik birimlerini de boşuna meşgul etmeyin… Çünkü eğitimli bir doğa sporcusu olağan üstü haller dışında doğada güven içinde yol almayı da gerektiğinde uyum içinde doğada barınmayı da bilir… Kıssadan hisse, gerektiği kadar bilgi, donanım ve eğitime sahip olmadan çok iyi bir arkadaşınız dahi olsa fiziksel, hukuksal, yasal yeterliliğinden emin olmadığınız hiç kimsenin peşine düşerek “saldım çayıra Mevla’m gayıra…” tarzında doğaya çıkmayın… Çıkarsanız sonuçlarına katlanma sorumluluğunu da başkalarına yüklemeyin… Siz siz olun önce doğayı ve doğa sporlarını tanıma eğitimlerine katılın, doğada barınma koşullarını öğrenin, doğada beslenme ve hayatı idame ettirme kurallarını ezberleyin, bir doğa sporcusu için kaybolmak diye bir mevzu olmasa da siz yine de kaybolduğunuza hükmederseniz, ne yapmanızdan çok neleri yapmamanız gerektiğini akılda tutun…

     

    Tepenizde dolaşan pamuk yığını gibi ak-pak bulutların hızlı hareketlerinin sonucunda nelerin olabileceğini, suratınızı okşayan serin dağ rüzgârlarının arkasından gelecek olanları iyi hesap edin, dağların doruklarındaki homurtuları iyi okuyun, dağlarda ve doğada güven içinde yol almanın birinci kuralının kuru kalmak olduğunu unutmadan ahmak ıslatan yağmurlarda ıslanma romantizmini aklınıza bile getirmeyin, sahip olduğunuz ekipman ve donanımların doğada güvenli bir şekilde barınma ve hayatta kalma katsayınızı ne kadar etkileyeceğini ve daha bir dizi bilgiyi dağarcığınızda saklayın…

     

    Siz siz olun, gerekmediği hallerde doğada ateş yakmayın, yakacaksanız da daha önce ateş yakılmış veya hiçbir habitatın etkilenmeyeceğinden emin olduğunuz alanları kullanın; ateşinizin söndüğünden emin olmadıkça da o bölgeyi kesinlikle terk etmeyin…

     

    Yemek-içmek, mangal yapmak amaçlı doğaya çıkıyorsanız bizim kültürümüzde onun adı Pikniktir ve o amaçla tanzim edilmiş alanları kullanın; lakin oralarda dahi her bulduğunuz ağacın dibine üstelik “Benim adım kızılcam 1924 yılında doğdum, lütfen beni yangından koruyun…” diye tabela asılmış olanların, yakınına bile ateş yakmayın… Yakarsanız da adınızın bir “doğa sporcusu” değil, “maganda piknikçi” olacağını unutmayın; ve hele ki, o halinizle gelip sakın ola bir de dağcılık, çevrecilik, doğa sporculuğu dersi vermeye yeltenmeyin bize…

     

     

    Doğa Sporlarını gerçekleştirme amaçlı bir araya geldiğiniz doğa sporları kulüp ya da gruplarının her ne kadar sosyal mekânlar olduğu gerçeğini bilseniz de, o çatıların altında sadece bu sporun yapılmasına ve de doğru biçimde yapılıyor olmasına destek verin, başka amaç ve gayeleriniz için bu yapılara halel getirmeyin…

     

    Size gerekli olan, Doğa ve Doğa Sporları ya da yapılış biçimleri hakkındaki bilgilerin daha fazlasının neler olduğunu her yeni sezonun başında Patikatrek Doğa Sporları Eğitim Merkezi olarak düzenlediğimiz Eğitim seminerlerinde sizlerle paylaşıyor, o bilgileri edinen herkese kurumsal Üyelik sertifikası vererek doğada gerektiği hallerde kendi başına seyahat etme,barınma beceri ve yeterliliği kazandırmayı amaç ediniyoruz.

     

    Eylül gelmeden bize, ya da aidiyet duygusuyla bağlı oldugunuz dernek veya klübe ulaşarak eğitim desteği alabilir, yeni sezona kendinizi yeterlilikle hazırlayarak bu sporu güven içinde yapabilirsiniz…

     

    Bütün bir sezon bize güvenerek peşimizden dağlara gelen bu spora gönül veren herkese teşekkürlerimizi yolluyor, yeni sezonda sağlık ve huzur dolu günlerde yeniden birlikte olabilmeyi umut ediyoruz; kalın sağlıcakla, ayağınıza taş değmesin diyerek.

     

    Zeynel AYDIN

    Patikatrek Doğa Sporları Eğitim Merkezi

  • HABERLER-DUYURULAR
    Bir sezonun ardından...

    Bütün bir sezon bizi bağrında misafir edip ağırlayan doğayı gerçek sahiplerine bırakarak bir sezonu daha sonlandırdık bugün. Her yıl, sezonun son doğa yürüyüşünü Olukdere kanyonunda yaparak Dilek yarımadasını kuzeyden güneye geçip, Menderes Deltasında sonlandırmayı bir adet haline getirerek gelenekselleştirdik. Milli Park içinde birbirinden farklı türlerin arasında, mevsim itibarıyla ısınmaya başlayan ve Doğada yürümenin de zorlaştığı bir havada, o yürüyüşü keyifli hale getiren faktörlerin en başında gelir takımda yer alan bireylerin kalitesi...

     

    Bütün bir sezonda soğuk-sıcak, yağmur-çamur demeden her Pazar sabahında sizi sıcak yatağınızdan kaldıran o tarifsiz duygunun adını her ne koyarsanız koyun; siz bilirsiniz…  Lakin o tutkunun bende yarattığı etkiyi tarif etmeye çalıştığım onlarca yazı okursunuz bu sayfada; zamanınız bol ve bu spora gönül vermişseniz. Yıllar geçse de bir dirhem eksilmeyen o tutkuyu uzun zamandan beri dillendiren yazıları kaleme almadığımın farkındayım ancak bunun sebebi asla yazacak bir şey bulamamaktan değil, kendi kendimize nazar değdirme korkusudur biraz da… Bu grubun kuruluşundan bu yana bir gün- bir pazarlık bile olsa hayatımıza giren, dünyamızda iz bırakan her bireyin ( ki biz onlara yol arkadaşı diyoruz ) ayrı bir yeri ve değeri vardır gönlümüzde. Her yazı ve anlatının satır aralarında bıkmadan tekrarladığımız bu söylemi gerçeğe uyarlamak ancak Pazar günlerimize kısmet olsa da, sezon sonlarında ve doğadan uzak kaldığımız günlerde, spor ve doğayla biçimlenmiş yaşamımıza can suyu olan herkesin ayrı ayrı özlenir olması, yaz sıcaklarının kavurucu günlerinde, yeni sezona uzanan serin bir imbat olup, hep aynı heyecan ve özlemle yeni sezonu da planlama arzusu-enerjisidir bize aynı zamanda… O yüzden sürekli bir tekrar olsa da;  “…alkışı ve seyircisi olmayan bu spor, gerçek bir dostluk ve karşılıksız paylaşım, aynı zamanda güçlü bir dayanışmanın da sembolüdür bizde…

     

    Değerli yol arkadaşlarım, Patikatrek Doğa Sporlarının ilk temel taşlarını koymaya başladığımız günden bu yana geçen zamanda, geriye dönüp baktığımızda görüyorum ki aklımızda yüreğimizde iz bırakan her kim varsa onunla bu spor, dağ, doğa ya da fotoğraf üzerinden bağ kurmuş, ortak değerlerimiz hep bu başlıklar etrafında şekillenmiş, dünyamız hep onlarla zenginleşip biçimlenmiş. Yaşanmış hayatımızın son 20 yılına şekil veren bu spor ve sıraladığımız diğer başlıklar sizi bize getirmiş ve paylaşım odaklı ortak bir dünya kurmamıza vesile olmuş… İyi ki de öyle olmuş…  Her fırsatta söylediğimiz gibi; bu spor iki yönlü bir aktivite olup, gitmek ve dönmek arasında biçimlenir ki, gitmek sizin isteğinize bağlı iken, dönmek bir zorunluluktur ve sizin dağlardan huzur içinde gülen yüzlerle geri dönüşünüzü sağlayıp planlamak da bizim işimizdir.

     

    İnsanda sürekli ulaşmak-aşmak ve gitmek duygusu uyandıran o dağlar ki uzaktan her birimize kaba bir silüet olarak görünse de, bin bir çeşit renkli yaşamı barındırır içinde; aynen biz ve sizler gibi... Büyük bir dostluk ve kardeşlik içinde sürüp gider o yaşamlar; hem dağlarda hem de bizde… O yüzden bu sporu seven doğayı kucaklamayı bilen herkes kavgaya uzak, uyum ve paylaşıma yakındır, tıpkı biz gibi… Siz hiç iki çiçeğin yer kavgası yaptığını gördünüz mü dağ başlarında? Ya da bir arı ile bir kelebeğin çiçek paylaşma tartışmasına şahit oldunuz mu mesela? O yüzden sonsuz bir adalet döngüsü hakimdir dağ başlarında; ana sinesi kadar sıcaktır taş olsa da dağların bağırları...

     

    Doğa ve onun değişmeyen en güçlü, yegâne parçası olan Dağlar, o yüce duruşları içinde her yaşama ayrı bir yer ayırır; herkesin yeri bellidir doğanın koynunda... Zaman zaman yerler değişse de, o değişim hep kavgasız olur sakin ve sessizce… Dağlarda kavga olmaz… Dağda kavgayı yaratan, her kim olursa aynı zaman da kendi sonunu da hazırlar. Çünkü Dağlarda doğada yaşam dostluk ve paylaşmak üzerine kuruludur ve huzur içinde sürüp gider… Peki hiç tehlikesi yok mudur o çok sevilen dağların? Tabiki hayır;  doğa, yüreği sevgi dolu bir ana gibi tehlikeyi çok önceden haber verir size; eğer okuyup anlamasını bilirseniz... Volkan olup patlamadan önce derin derin soluk alır, oflayıp pufladıkça dumanlar savurur ağzından… Sonra homurdanır, sesimi duyup da önlem alsınlar diye… Rüzgârın kanatlarındaki bulutlarla haber salar dört bir yana fırtınayı duyurmak için… Şimşek olur çakar, yıldırım olup yakmadan önce… İşte biz doğa sporcuları hep bu mantık üzerinden inşa ederiz doğayla ve dağlarla olan ilişkimizi. Onca tehlikesine rağmen severiz tüm doğayı ve ana parçası olan dağları; Çünkü dağlar ile olan arkadaşlığımız ve doğayla kurduğumuz dostluğun insan hayatında bunca zaman tariflenmiş hiçbir dostluk ve arkadaşlıkla kıyaslaması, mukayesesi mümkün olmaz; zira benzemez…

     

    Dağların bağrında barınmak, doruklarına tırmanmak, onların asırlık yalnızlığını birkaç saatliğine de olsa paylaşmak için yola çıkanlar çok iyi bilir o dostluğun kıymetini… İşte o benzerlikten sebep, Patikatrek Doğa Sporlarının Kuruluş alfabesi ve felsefesinin ilk harfidir dağlarda bize yoldaşlık edenlerle kurduğumuz dostluk ve arkadaşlığın özünde saklı olan gerçek… Bir sezonu daha sonlandırdığımız bu günlerde, günün önem ve ehemmiyetini gösteren, bizden söylenmesi beklenen sözler bugün bu şekilde dillendi yürekten.

     

    Artık yeni bir sezonun planlamasını yapmaya başladığımız bu günlerde, bunca zaman içinde, dağlarda, ister bize yoldaşlık etmiş olsun ya da olmasın, bu sporu bu felsefe ile yapan, dağlara ve doğaya bu pencereden bakan herkes bizim için değerli ve önemlidir; yeter ki dağ gibi olsunlar…

     

    Geçtiğimiz sezon içinde, hatta en son yürüyüşlerimizde aramıza katılan yeni arkadaşlarımız da dahil olmak üzere eski-yeni ayrımı yapmadan değer ve önem verdiğimiz tüm dağdaşlarımızla birlikte artık daha güçlüyüz. Severek yaptığımız bu sporu diğerlerine de sevdirmek amacıyla çıktığımız bu yolculukta hepinize en içten duygularımla teşekkür eder, hiçbirinizin ayağına taş değmeden dağlardan gülerek dönmüş olmanızı dilerim.

     

    Yeni sezonda görüşmek umuduyla…

     Zeynel AYDIN

    Patikatrek Doğa Sporları Eğitim Merkezi

    Gen. Koordinatörü 

  • YOL HİKAYELERİ
    Sibel'in Gözüyle Kaçkarlar - 2

    Kaçkar Dağları yüksek dağ ve Trans yürüyüşümüzde ikinci gün;  olağan programda bugün atılması gereken ikinci kampı, bulutlardaki hareketliliğe bakarak havanın bozacağına yorumlayıp iptal eden ve üçüncü günde varılması gereken Çermeş göllerini bugünden hedef olarak gösterip devam diyen Zeynel hocanın peşindeyiz. Ağlamak istiyorum; aynı günde bu kadar kamp yüküyle yüksek performans  beklentisi bende alarm zillerini çaldırıyor; aç ve yorgunuz, “hava bulutlanmaya başladı, her an yağmur yağabilir hatta kötü bir  fırtınanın içinde bile kalabiliriz” diyor hocamız… Yağmur yağsa da durmak yok çünkü korunup saklanacak yer yok tamamen açık bir alanda sürekli yükseliyor ve biraz daha fazla yaklaşıyoruz gökyüzünde dans eder gibi dolaşıp duran bulutlara…geride kalmak yok, eğer geride kalırsam arkadaşlarım mağdur olacak kokusu sarıp sarmalıyor bedenimi, o korku daha bir yorgunluk duygusu yarattı içimde ama eğer ekip olmak bir bütün olmaksa, o kamp alanına varılacak nasılsa beni de bırakıp gidecek halleri yok ya dedi iç sesim. Ve geride kaldığım da oldu doğal olarak, bittiğimi hissettiğim anlar da, hocamın tam desteği ve profesyonel yaklaşımı ile Çisil, Çisil yağan yağmura rağmen kamp yerine vardık. Yine bir göl kenarı  ve etrafı birbirinden yüce doruklarla çevrili muhteşem bir yayla; gölden biraz uzakta üzerinde Türk bayrağı dalgalanan mavi brandalı bir de çoban barakası. Üstüm başım  ıslak; yürümenizi zorlaştırır ve hızımızı yavaşlatır diye panço giydirmedi hoca; giymiş olanlara da çıkarttırdı aksine, vardır bir bildiği diye diye geldik işte kamp alanına şükürler olsun;  yorgunum, çadırların nerelere kurulacağına  karar verilene kadar oturdum bir taşın üstüne ve içimde bir titreme inceden inceye, ya hasta olursam ne yaparım, hemen toparlıyorum kendimi, kötü düşüncelere teslim olmak yok, güçlü olmak lazım…

     

    Dingin bir sessizlik hakim vadide; hava aniden durağanlaştı; fısıltılı konuşmalarımızı  dahi ta uzaktan duyup barakasından  koşarak geldi çoban yanımıza, yüzünde aylardır hiç insan görmemiş bir ifadeyle şaşkın ve heyecanlı,  sohbeti hoş güler yüzlü bir adamcağız. Üç aydır buradaymış meğer tek başına, yüksek yüksek dağların arasındaki bu yaylada boğa sürüleri ile birlikte “bir ayım kaldı benim de buralarda sonra döneceğim ailemin yanına…” diyor; o mutlu yarını bekleyen heyecanı gözlerinde görmek hiç de zor değil. Kısa bir sohbet ve hoşbeşten sonra alışıyor bizlere iyi ki geldiniz der gibi cana yakın, ağzından dökülen kelimeler ise yarış ediyor sanki birbiriyle… Çadırlar yine kuruldu yemekler pişti, ama biz gerçekten çok yorgunuz herkes gün batmadan çekiliyor çadırında dinlenmeye; olası bir fırtınaya karşı dışarıda çadırların kuruluşunu kontrol eden hocanın,” serbest zaman yatıp uyuyun, dinlenin…” diye haykırışı derinden derine kulaklarımda… beklenen uykunun çadırdan girip bedenimi sarıp sarmaladığını hisseder gibiyim. “Saat 14.30 bir kamp alanını atlamış olmanın hediyesi olarak iki gün buradayız…” diyen ses uzaklaşıyor gibi sanki; uyumuşum…

     

     

    Uyandığımda saatin kaç olduğu hiç de ilgilendirmiyor artık az da olsa dinlenmiş hissediyorum kendimi;  güneşin ısıtmaya başladığı çadırımdan dışarı baktığımda gördüğüm manzara yine muhteşem; tıpkı ilk kamp alanımız gibi yüce dağların dibinde bir yanımızda göl, bir yanımızda o gölden nehir akan bir dere karşımızda tüm heybetiyle duran kocaman dağlar… Yaylayı otlak olarak kullanan boğa sürüsünün yerlerini işgal ettiğimiz için bizden pekte hoşlanmamış olacaklar ki, gece boyunca sürekli vahşi sesler çıkartarak kamp alanımıza doğru saldırıp durdular gruptan birileri bizi bu saldırılardan sürekli korudu sabaha kadar, ama o kahraman kimdi bilmiyorum.

     

    Ertesi gün güzel bir güne uyanıyoruz, uzun ve keyifli bir kahvaltının ardından bol kahve ve bol kahkahanın olduğu sohbetle öğleni yapıyoruz. Kamp alanındaki yeni yoldaşımız çoban Mehmet amca bize sürpriz yapıp tulumunu çalarak kamp alanımıza kadar geliyor o vahşi doğanın içinde ilk kez duyduğum bu ses çıkan melodide ince bir hüzün saklı sanki kimimiz telefon ve fotoğraf makinasına koşuyor, kimimiz ise yarım yamalak bildiği kadar horon oynuyor Mehmet amcayla… o çaldıkça biz kendimizden geçiyoruz ne güzel bir konserdi o be Mehmet amca... Öğleden sonra kamp alanının hemen arkasındaki o kocaman dağa tırmanış planı yapıldı, isteyenler katılacak ve bir nevi keşif ve aklimatizasyon yürüyüşü olacak dendi, kaçırmadım bu fırsatı bir sonraki günler için antrenman yapmam gerekiyor  çünkü bir sonraki hedef noktamız olan  Tatos dağları tırmanışı daha uzun ve daha zorlu bir yol olacakmış.

     

    Küçük hazırlıklar yapıp başlıyoruz tırmanmaya, sırt çantasız ve yüksüz yürümek  ne güzelmiş meğer kuş gibi hafif hissediyorum kendimi… Keşif  yürüyüşümüze Mehmet  amca da eşlik ediyor, dağ sarımsağı dağ soğanı ve kekikler  topladı bize, nasıl pozitif bir enerjidir Mehmet amca seninkisi, sohbeti bol, çok keyifli ve eğlenceli bir yürüyüş olmuştu. Dönüşte akşam için barakasına çay içmeye davet etti bizi Mehmet amca, yemekler yenildi gün batmadan derenin karşısına Mehmet amcanın barakasına misafirliğe gittik, üstü mavi bir naylon örtüyle kapatılmış derme çatma küçücük bir yer; mis gibi demleme çay yapmış bize, kaç gündür özlemiştik demlik çayı, sohbet derinleştikçe çekirdekler çitlendi çaylar içildi. Yarın yolculuk var hava kararmadan dönmek gerek  çadırlara diyerek veda ettik bu dağların misafirperver insanına… Ertesi gün programı baştan belli sabah beşte kalk kampı topla ve tırmanışa devam Tatoslar bizi bekler….

     

     

    Çantalar sırtımızda yola koyulduk, hareket etmeden önce Zeynel hocamız “ bu gün daha öncekilerden çok daha uzun ve zorlu bir yol bekliyor sizi hava bozmaz ve sıkı bir tempo yakalarsak ve öğleye Verçenik’te olabilirsek yaylada size muhlama, yoğurt ekmekli bir öğle yemeği temin ederim “ sözü verdi. Öğleden sonra ise yine dağ izin verir ve bir aksilik olmazsa Tatoslardayız; üç gün dinlenmek için vaktiniz olacak” diye açıklama yaptıktan sonra benim bütün hedefim öğlen yemeği olmuştu, yaylada muhlama offf offf. Tüm ekip gerçekten üstün bir başarı ve uyum içinde verçenik yaylasına sorunsuz vardık. Hava açık ve güneşliydi şansımıza, yaylaya hedeflediğimiz zaman dilimi içinde vardık varmasına da yemek yiyebilecek bir yer yokmuş meğerse; yıllar önce gelip geçenlere yemek ve çay hizmeti veren  bir teyze göçüp gitmiş meğer yayladan;  hepimiz umutsuz bir şekilde hocamızın peşinden muhtarın evine uğradık, muhtarın ailesi sıcak çaylarını ve ekmeğini paylaştı bizimle de moraller düzeldi az da olsa. Yemeğimizin bitmesine zaman kalmadan ve aniden bastıran yağmur dahi neşemizi kaçırmadı naylon tenteli bir sığınakta yağmurlu bir havada yenen yoğurt ve muhlama inanılmaz lezzetliydi ,bu denli lezzetli olmasını önce çok aç olmama, en doğal malzemelerin kullanılmasına ve tabiki ekibimle bir arada ve hala sapasağlam  bulunmaya bağlıyorum…

     

    Yağmur geçti ve çayların son yudumunu dahi aldırmadan haydi bakalım gidiyoruz dedi hoca; az önce yağan yağmura rağmen hava sıcak nasıl bir iklimdir burası, bir günde dört mevsimi yaşıyoruz. Tırmanış yolu zorlu; kısa kısa verilen molalarla hedeflediğimiz saatte kamp alanında olmalıyız, bu kadar yorgunluğun üstüne olası bir yağmur ya da fırtına hepimizin motivasyonunu düşürebilir, hatta beklenmedik zorluklar da yaşatabilir korkusuyla yüzleşerek nerede olduğumuzu ve ne kadar yolumuz olduğunu bilmeden tırmanıyorum… Az önce yediğim muhlamanın yağları adeta eriyor içimde…

     

    İşte orada, tüm heybetiyle karşımızda duruyor; nefes nefese kamp yüküyle tırmandığımız yokuşun hemen sonunda,  kocaman heybetli gövdeleri arasında bir kapı açmış bize yüksekliği deniz seviyesinden 3.256m olan. Patikanın bittiği yerde görünen küçük bir geçit, bir yol yürü yürü bitmez mi arkadaş, bir ara da bitmeyecek gibi geldi ne yalan söyleyeyim, ama bitti işte 3.256m lik aşıtın Iki adım gerisindeyim bulutlar ellerimi uzatsam değecek kadar yakın. Önce bir arkadaşım çıkıyor aşıta, neler görüyor anlatıyor iki adım aşağıda solklanmak için bekleyen bize“harika bir yer, yine dağların arasında üç tane göl, olabildiğince yeşil ve düzlük bir alan…” gözümün önünde canlandırdığım manzaranın tam ortasına çadırları yerleştirdim, ohhhh Üç gün.  Aşıt sırası bendeydi İki üç adım sonra gerideki arkadaşlarıma neler gördüğümü söylemem gerekiyor ama gördüğüm muhteşem manzara karşısında dilim tutuldu ve sadece “mükemmel” diyebildim…  gerçekten muhteşem bir yerdi; o anda orada olmanın verdiği mutluluk ve parayla satın alınamayacak olan başarmanın verdiği keyif…anlatmak mümkün değil, biraz da yorgunluktan olsa gerek… İçimdeki huzur ve mutluluğun tarifi yok. Evet bitti parkur bitti şimdi keyif zamanı yaklaşık yirmi dakikalık bir iniş yürüyüşünden sonra kamp alanındayız, Tatosların eteklerinde Turkuaz rengi göllerin kıyısında üç gün, kendini dinlemek ve dinlenmek için bolca vaktim var. Zeynel hocam “dağlar adama kendini buldurur, dağlarda yapılan her yürüyüş aslında kendini keşfe çıktığın kutsal bir yolculuktur ”der her zaman. Yürürken, çadırda yalnız kalınca, dağları gölü izlerken insanın düşünecek o kadar çok zamanı oluyor ki, bunu ancak yaşamak gerek…

     

    İkinci gün yorgunluktan sadece dinlendik, bol sohbet, bol kahve, ekip olmayı, ekip olurken mutlu olmayı damarlarında hisseder mi insan, biz bunun hakkını sonuna kadar verdik. Bizi misafir ettiği üç günlük süre içinde dört mevsimi birden yaşattı Tatoslar bize, güneşin altında kahve keyfimizi yarım bırakıp yağmurla birlikte çadırlara koştuk çoğu zaman, an geldi  fincanımızdaki kahve soğumadan güneşin yakıcı etkisini hissettik,  kimi zaman da gök gürültülü şiddetli bir fırtınanın kollarında altında bulduk kendimizi; hava ve iklimin bize sunduğu yer dumanı sis gösterisi ise rüya gibiydi; yavaş yavaş gelip kaplıyor çevreni, az önce kocaman dağları görebiliyorken, beş dakikaya varmdan on adım ötedeki çadırları görememek anlatılmaz bir duygu… zirvelerinde hala kar olan Tatoslardan bir de Dolu istedik şaka yollu ve 5 dakikaya varmadan tepemize nohut büyüklüğünde yağan doluları görünce Zeynel Hocanın anlattığı gibi kutsallığına inanmaya başladım dağların ve o muhteşem görüntü güzelliğiyle Tatosların... ( Devam edecek ) 


    Sibel Uyar Aktoprak